İçinde bulunduğumuz çağın hikâyeleri anlatım biçimleri, aktarma çeşitliliği, tematik olarak gittikçe minimal bir hal alan öyküler, ütopyaların geri plana düşmesi, distopyaların etrafımızı sarıp sarmalaması, yeni evrenlerin, boyutların hikâyeleri… Edebiyat ve türleri nasıl bir değişime uğradı farkındasınız değil mi? Tabii ki hayat yerinde saymadığı için edebiyatta klasik anlatımlarda çakılı kalmayacak, gittikçe gelişecek, değişecek, dönüşecek ve tavanarasından çıkacaktı. Çıkacaktı da, biz okuyucular yine de -çağın getirdiği yeni edebiyat düzeni ne olursa olsun- son derece klasik bir anlatımla yazılmış bir romanı okumaya başlayabilecek ve okudukça çok uzun zamandır esaslı bir roman okumadığımızı,  roman okumayı özlediğimizi fark edebilecektik. Çünkü roman okumak hangi çağda olunursa olunsun edebiyatın merkezinde olmak demektir. Tabii roman yazmak da. Edebiyatı gönülden sevenler bunun böyle olduğunu çok iyi bilir.

Çiviyazıları tarafından yayımlanan bir Ali Gür romanı olan Tavanarası 679 sayfa uzunluğuyla çıkageldi. İş dünyası ile olan ilişkisini 2008 yılında kesen, kurumsal hayatın belirli tüm kademelerinde yönetici olarak da çalışmış olan Ali Gür, zamanlardan bir zaman kalkıp da böyle bir roman yazacağını düşünmüş müydü hiç; en azından kurumsal hayatın içinden aktifken düşünüp, hayal etmiş miydi bilinmez fakat Tavanarası romanı iş dünyasıyla, kurumsal hayatla neredeyse bağlantısız bir şekilde, zamanın içinde ütopik hayatlar örgüsü olarak çıkageldi.

Ütopik diyorum çünkü Tavanarası’nın hikayesi, karakterleri, romanın bize hissettirdiği duygular günümüz toplumunda artık neredeyse yok. Bu yüzden belki de roman bir özlem ve okumaya devam etme duygusunu da beraberinde getiriyor. Ali Gür o kadar kendiliğinden ve telaşsız bir biçimde, o kadar sakin ve kendi akışı içerinde aktarıyor ki tüm hikayeyi, romanı uzun olmasına rağmen elinizden bırakamıyorsunuz.

Hikaye artık hayatta olmayan iki karakter Şükran ve Kaptan üzerinden şekilleniyor. Birbirlerine aşık bu iki karakterin, aşklarını diledikleri gibi yaşayamadıklarına şahitlik ederken Şükran ve Kaptan’ın aşklarının her anına tanıklık eden diğer dört karakter Yusuf, Mösyö, Yıldız Hanım ve Firüzan ile tanışıyoruz. Orta yaşı çoktan geçmiş bu kuşaktan sonra gelen ve zamanla her biri bir yerlere dağılmış ve hayatlarını kurmuş olan Cengiz, Ferhat, Ahmet ve Orhan ile tanışıyoruz. Bu ana on karaktere başka karakterler de ekleniyor tabii fakat romanın bir de mekânsal düzeyde ve romanın mizansenine çok önemli katkı sağlayan bir karakteri daha var. İstanbul’un bir semtinde yer alan çıkmaz bir sokağı bulunan “Koğuş” olarak adlandırılan bir mahalle. Tüm karakterler bu mahallede kendi hikayelerinin ve birbirleriyle olan hikayelerinin temellerini atıyorlar. Çok karakterli kurgusuyla, geniş bir zamana yayılan Tavanarası ve aslında Tavanarası imgesi herkesin bir şekilde yolunun düştüğü Koğuş’da dahil olmak üzere karakterlerin bilincini, hatıralarının tamamını temsil ediyor.

Böylesine uzun ve çok karakterli bir romanı mektuplarla, günlüklerle, diyaloglarla, anlatılan hatıralarla, geriye dönüşlerle birbirine bağlayan Ali Gür nasıl anlatmak istiyorsa hikayeyi öyle anlatıyor. Yani malzemeden kısmaksızın, söyleyeceği sözü esirgemeksizin ve tüm karakterleri aynı derecede sevip, önemseyerek hikayeyi bildiğimiz roman kıvamına getiriyor.  Romanın bir de tarihi arka planı var elbet.  Çünkü böylesine geniş bir zamana yayılan insan hikayelerinde elbette Türkiye’nin çalkantılı siyasi tarihi de fonda alması gereken yeri alıyor. Fakat o kadar. Ali Gür için insan hikayeleri daha önemli olduğundan sanırım ülkenin siyasi tarihine hep şöyle bir değiniliyor. Önemli olan karakterlerin kişisel hayatlarını anlatmak olduğunda diğer tüm unsurlar fonda gerektiği zaman yerlerini alabiliyorlar sadece.

Tavanarası’ndan birkaç tane daha roman çıkar mıydı? Bence çıkardı. Böylesine bol malzeme çok az romanda mevcut. Bana bu anlamda Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanını, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanını çağrıştıran Tavanarası güncel edebiyatımız içerisinde, edebiyatımız ne yöne gidiyor olursa olsun veya ne tür değişimler  geçirirse geçirsin benim hikayem bu ve böyle anlatmak istiyorum diyen bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Zaten bunun bir kanıtı niteliğinde 2016 yılı En İyi Roman Atilla İlhan edebiyat ödülünün sahibi olan Tavanarası’nı alıp okuyunuz lütfen.

Tavanarası

Yazar: Ali Gür

Yayınevi: Çiviyazıları

Türü: Roman

Yayın Tarihi: Şubat 2020

Sayfa Sayısı: 679