Aynur Kulak

Ernesto Sabato kitabı Direniş’ten ve George Saunders kitabı Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı’ndan bahsedeceğim. İki kitabın yayınlanmasının üzerinden üç yıla yakın bir süre geçmesine rağmen dünyada güncel olan konu ne olursa olsun çok iyi yazılmış kitaplar değerinden ve hiçbir şey kaybetmediğinden yüzyıl öncesine ait bir kitaptan sanki bugün ilk defa basılmış gibi coşkuyla söz edebiliriz. Belirtmiş olduğum iki kitap bu tür kitaplardan sadece ikisi. Hatta şunu da belirtmeliyim; Direniş ve Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı konuları itibariyle pandemi dönemi, yarattığı etkileri, belirsizlik hali, insanın yeniden tanımlanan varlık mücadelesiyle öylesine cuk oturuyor ki, edebiyatın nasıl bu kadar güçlü bir sanat dalı olduğunu bir kez daha anlıyor, edebiyatı sevmekten vazgeçemiyorsunuz.

Bir Ernesto Sabato kitabı olan Direniş’ten bahsederek başlamak istiyorum. Neden? Çünkü Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı’nı anlayabilmemiz için ilk önce insanın içindeki var olan, doğuştan getirdiği varlık meselesinin direniş ile vücut bulabileceğini, bağışıklık sistemini güçlendireceğini  ve ancak böylece varlığını sürdürebileceğini anlayabilmek için.   

Altı bölümden oluşan Direniş, insanın varlığına, varlık halinde olduğu müddetçe mücadelesine, modern olma eylemine ve bu eylem esnasında dönen çarklara kendini fazla kaptırıp kendi kendine yabancılaşmasına dair mikro bir manifesto. Arjantinli yazar Ernesto Sabato kendimizi neredeyse kaybettiğimiz bu postmodern dünyada, hatta dijital teknolojinin hakimiyetinde olduğumuz siber modern çağda tüm bu gidişatı durduracak ve önümüzde yeni kapılar açacak sihirli anahtarı bize sunmuyor. Önerilerde bulunuyor. “Ne yazık ki insan başkalarıyla olan diyaloğunu ve onu sarıp sarmalayan dünya hakkındaki bilgisini kaybetmektedir; oysa karşılaşmalar bu dünyada gerçekleşir: Aşk, hayatın yüce eylemleri burada mümkündür.”  

Özellikle televizyon ekranına yapıştıktan ve teknolojinin yüzlerimizi iyice ifadesiz hale getirmesinden sonra  Ernesto Sabato bizleri mikro yaşam alanlarımızda direnmeye davet ediyor. Gelecekte içinde bulunduğumuz şartların içine daha fazla saplanıp kalmamamızı isteyerek, Tek başına televizyon izlerken kalabalık bir kitleye dönüşmemizi engelleyen buluşma mekanlarını bir an önce yeniden canlandırmalıyız.”diyor mesela. Ne kadar naif bir dilek değil mi? Fakat hiçbir şey istememek ve kesinlikle bir dirençte bulunmamaktansa böylesine naif önerilerde bulunmak en iyisi. Çok fazla şiddet, dehşet ve umutsuzluk haberlerinin içine gömülüyoruz çünkü. Tüm şartlar ve yaşananlar üzerine tuz biber olmuşçasına gelen pandemi sürecini de düşünürsek Direniş kitabı içeriği ile önümüzdeki yüzyıllar boyunca okunmaya devam edecek.

Bir var olabilme krizi içerisinde olduğumuz muhakkak. Ernesto Sabato bu anlamda kitap boyunca ısrarla içinde bulunduğumuz savaştaki var olabilme meselesinin altını çizip direnme mevzularını asla atlayamayarak şu sorunun cevabına vurgu yapıyor: Nasıl direniriz?  Çünkü direniş varlığımızı yüceltecek olan, geçmişe dair belleğimiz yaralı olsa bile bulunduğumuz an içerisinde bizi ayakta tutacak olan yegane eylem. “İnsanın yaşadığı her saat varoluşumuzda canlı bir yere sahiptir, sadece bir kez yaşanabilir ve yerinin doldurulması sonsuza kadar mümkün olmayacaktır. Hayatın gerilimi, yüceliği ve elbette ki geçmişte yaşanmış olan bir şeyi yeniden yaşamanın imkansızlığı buradadır.”

Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı’na geçebiliriz. Sadece 80 sayfalık bir kitabın içinde yaşadığımız dünyanın devasa sistem çarkını ve bu çarka karşılık geliştirilen direnişi anlatılıyor olması takdire şayan. Zira George Saunders dünyayı  anlatırken gerçeği asla birebir yansıtmıyor. Çünkü onun kurgu dünyası, hayal gücü ortalamanın üstündeki yerini alırken çıkıyor ortaya tüm bu çarpıcı novellalar.

Phil bir savaş çığırtkanı, bir diktatör. Bu önemli bilgiyi verdikten sonra şöyle bir toparlarsam; İç Horner, Dış Horner ve Keller isimli 3 ülkenin iç içe geçmiş, hepi topu 30 kişiden oluşan mikro düzeydeki yapısı içerisinde Phil’in odakta kalma isteğiyle yaptığı savaş, kaos, belirsizlik çığırtkanlığının, yani tüm diktatörlük gösterisinin sonuçlarının kısa saltanata nasıl dönüştüğünü okuyoruz. Dış Horner üleşi hikayenin geniş ve refah tarafını oluşturuyor. Halkı her tür imkana sahip Dış Horner’a karşılık İç Horner ülkesi minicik diyebiliriz ve Dış Horner’ın tam tersi imkanları yok denecek kadar az. Hatta yok diyebiliriz. 3’üncü ülke Keller ise her iki ülkeye de uzak, hiçbir yere bağlı olmaksızın kendi kendine yetebilir olmasıyla varlığını sürdürmekte. İç Horner’ın zamanla daha fazla küçülmesi ve artık kendi kendine yetemez halde Dış Horner’a katılmasıyla olaylar patlak veriyor. Dış Horner’lılar, İç Horner’lıları asla istemiyorlar ve Phil’in İç Horner’lılara karşı uyguladığı sömürü ve faşist tutumun İç Horner’lıların isyanına sebebiyet vermesiyle kısa saltanatın sonu gelmiş oluyor. Ha bu arada Keller ülkesinin hikayedeki rolünü soracaksınız kitabı sizin okumanız işte tam da burada çok büyük önem kazanıyor.

George Saunders kitabının sayfa sayısıyla, yarattığı dünya ve oluşturduğu fantastiğe kaçan kurguyla  böylesine mikro boyutlarda tuttuğu olay örgüsüyle elbette ki makro bir etki yaratacağını biliyordu. Bu yüzden mikro düzeyde anlattığı Phil’in saltanatı hikayenin sonu itibariyle dehşet verici. Ernesto Sabato’nun modern zamanın sistemine karşı önerdiği direniş biçimleri Phil’in kurmak isteği dehşet saçan düzenine karşı oluşturulması elzem bir yaşam seçimi aslında. Biri Arjantin’li diğeri Amerika’lı iki yazarın modern düzene atıfla yazdığı iki incecik kitapta yazılan her bir satır ve anlatılan hikayeler oldukça tanıdık.

Her iki kitabı da canı gönülden önerir, kitaplığınızın arada bir alınıp tekrar tekrar okunan temel kitaplarınız arsında olmasını dilerim.