Akıl, mantık, matematik, fizik, kimya olmasaydı safsatalar da olmazdı. Tuhaf değil mi? Daha da tuhafı tüm bunlar olmaksızın olmayacak olan safsatalar kendini var eden şeylerin  –buna pozitif bilimler diyelim-  önüne geçmekte. Acı ama gerçek. O kadar gerçek ki, safsatalara bazen bilgiyi üreten kişiler tarafından dahi itibar edilmekte. Mesela, insan mı maymundan, maymun mu insandan yaratıldı sorusunun cevabı netlik kazanmış değil. Hep netsizlik, hep şüphe. Halbuki safsatalar böyle mi? Değil elbet. At bir safsata ortaya kafan rahat gez ondan sonra, ohh mis!

Immanuel Tolstoyevski tarafından kaleme alınan Safsatalar Ansiklopedisi ilk olarak yazarın ismiyle dikkat çekiyor. Bir de kitabın kapağını çevirdiğimizde ilk karşımıza çıkan Immanuel Tolstoyevski isminin altında yazılı olan Fularsız Entellik tanımı var. Bunun üzerine Immanuel Tolstoyevski kim diye düşünürken Fularsız Entellik ne ola ki diye de düşünmeye başlıyorsunuz. Dolayısıyla arka arkaya yaşanılan bu merak silsilesi içerisinde Safsatalar Ansiklopedisi’nin içine girmiş bulunuyorsunuz. Size bir de kitabın alt başlığını yazmam gerekiyor: akıl yürüt(eme)menin kısa tarihi. Bu alt başlıkla beraber safsatalarla sarıp sarmalanmaya hazır hale geliyorsunuz.

Yazarının isminden, entellik müessesene yapılan sataşmaya, kitabın isminden, alt başlığına varana kadar karşımızda kendini net olarak belli eden bir safsatalar kitabı var. Gayet anlaşılır olan bu durumdan sonra kitabın bölümleri arasında ilerlemeye başlıyoruz. Kitap üç ana bölümden oluşuyor. İnsanın doğasının nasıl olduğunu tarihi olaylardan, durumlardan, diyaloglardan örnekler vererek açıklandığı Kendini Tanı bölümü ilk bölüm. Bu bölümde en çok politikacılarla ilgili yazılan bölümler ilgimi çekti yazacaktım ki, Dr. Jekyll’dan Freud’a, Platon’un akrabalarından, İd-Ego-Süperego üçlüsüne, kolektif bilinçten, evrim teorisine, ateistlerden, inananlara ne safsatalar, neler neler… ! Valla şunu söyleyebilirim kendimi zor tanıdım, yer yer tanıyamadığım yerler bile oldu. Kendini Tanı ekseninde ne safsatalar varmış meğer!

İkinci bölüm Safsataları Tanı. Bu bölümde safsatanın gerçek işlevini öğreniyoruz. Hemen sevinmeyin. Zira alıştığımız yöntemlerle peşinde olduğumuz bilgiyi bize sunacak olan bir bölüm değil. Hayal kırıklığına uğrama olasılığınız yüksek diye şimdiden söylemek istedim.  Mesela hepimiz biliriz ayakta kalabilmenin yolu için balık verme değil de balık tutmayı öğretme yöntemi hikayesi anlatılır hep. Buna karşılık bir soru eşliğinde yeni bir öneri getirilmekte: Peki ya ona akıl yürütmesini öğretirsen? Yok artık o kadar da değil, değil mi ama?(!) Ne yani benim balık tutmamla mı balıkların soyu tükenecek?(!)  Ama işte bir şeyi gerçek anlamıyla tanımaya başladığın an (Bu safsatalar silsilesi de olsa) zincirleme sükun ediyor bilgiler. Bilişsel eğilimler, tartışmada niyet, bu bölümde de Freud, safsataların hedefi kim; logos, ethos, pathos; iknanın zorluğu, yumurta-tavuk-demokrasi, Aristoteles’in özgül ağırlığı, düşüne taşına bilimsel metot: Descartes… Koca bölüm tüm başlıklarıyla bittiğinde başınız fıldır fıldır dönmeye başlıyor.  Başımızın fıldır fıldır dönmesini istemediğimiz için balık hikayesi nesilden nesle aktarılması safsatasında hiçbir yanlış görülmemekte.

Gerekli altyapı her anlamda oluşturulduktan sonra üçüncü bölüm Ansiklopedi kısmına geçiyoruz. Şöyle bir bilgi veriliyor Ansiklopedi bölümü için: “Ansiklopedi, biçimsel safsatalar ile başlıyor. Nasıl ki her tıp öğrencisi anatomi bilmek zorundadır, biz de düşüncelerimizin iskeletini iyi tanımalıyız.”  İyi, güzel, katılıyorum elbet. Fakat ansiklopedik aklımızın alamayacağı şeyler söyleniyor bu bölümde. Gelmiş geçmiş en iyi kadın satranç oyuncusu Judit Polgar’ın (Gurur duydum) rakiplerini nasıl sadece birkaç saniye düşünüp yaptığı hamleler sonrası yendiği anlatılıyor.  Buraya kadar sorun yok, güzel bir örnek bu. Fakat akabinde şöyle bir şey söyleniyor: “Satranç kurallarını bilmeyen biri bile tesadüfen geçerli bir hamle yapabilir. Hatta daktilo önünde geçirdiği uzun yıllar sonucu Shakespeare’in tüm eserlerini yazmış olan şempanze, yeterince deneme sonrası Polgar’ı dahi yenebilir.” Evet, yanlış okumadınız. Ve bu tezi şemalarla, örneklerle ta Farabi’ye dayandırarak açıklayabiliyor. Safsatalar Ansiklopedisi’ni bu örnekleri okumak ve şemaları görmek için dahi merak edip okumalısınız.

Çünkü fularsız entelimiz Immanuel Tolstoyevski, düşünme üstüne düşünme gayreti içerisinde. Bu ne demek? Cevaplar kitapta. Şimdiye kadarki duyduğunuz, okuduğunuz, sizlere ezberden öğretilen tüm safsataları bir kenara bırakarak kitabı okumanızı öneririm. Ama size bir kıyak yapıp düşünce üzerine düşünme yolunu açacak kitapta verilen 5 özel soru yöntemini buradan paylaşacağım.

  1. 1.Bu konudaki fikrim tam olarak nedir?
  2. 2.Bu fikre nasıl vardım?
  3. 3.Hep böyle mi düşünüyordum?
  4. 4.Başkaları niye farklı düşünüyor?
  5. 5.Hangi şartlar altında fikrim değişebilir?

Bu beş soru üstüne düşünürken,  en son ne zaman bir tartışma sonucu temel bir inancınızı değiştirdiniz sorusunun yanıtını da arayın lütfen.