Aynur Kulak

Latince süt anlamına gelen Lat (Lac) sözcüğü Cafe Latte (Sütlü Kahve) olarak dilimize adapte olmuş durumda. Dünyayı global hale getiren ilk ve en önemli unsur dillerin homojen yapısından dolayı ülke dillerinin birbirine adapte oluşu diyebiliriz. Bu homojen yapı kültürlerin nüvesini oluşturan  dil unsurlarını birbirine adapte etti hiç şüphesiz. Bu yüzden biz edebiyat severler bazı romanları okurken, bir değil birkaç roman okuyor hissine kapılabiliyoruz çoğu zaman.

Bir Deborah Levy kitabı olan Sıcak Süt için ilk yazacağım cümle, tam anlamıyla bir keşif romanı olmasına vurgu yapmak olacak. Sıcak Süt’ü okurken adım adım bir insanın, -fakat vurgu yapmadan geçemeyeceğim şekilde- bir kadının aslında kendini arayışını, zaman zaman bulduğunu zannetmesini ve böylelikle aşama aşama hayata dair tüm keşiflerini takibe alıyoruz.

Sıcak Süt, Sofia Papastergiadis’in hikayesini çok sıcak bir İspanya gününden anlatmaya başlıyor. Babası Selanik’li annesi İngiliz olan Sofia 25 yaşındadır ve kendisinden vazgeçmiş bir şekilde annesi ile ilgilenmek zorundadır. Kendisini tanımaya başladığımız o çok sıcak İspanya gününde laptopunu düşürür. Ekranı paramparça olan laptopunu düşünmekle de kalmaz, bir gün önce denizdeyken kendisini sokan denizanalarını da düşünmek zorundadır. İspanyolca medusa olarak adlandırılan denizanaları Sofia’yı yüzerken sokmuş, plajın revirine giderek medusa sokmasına karşı saçı, sakalı uzun revir çalışanı üniversite öğrencisinden krem isterken, kendisiyle ilgili özet hayatını ona anlatmak zorunda kalmıştır.

Annesi Rose’a bakmak zorunda  olan Sofia İspanya’ya annesinin bacaklarındaki sorun için gelmiştir. Gomez Kliniği isimli bir yere gidip, konusunda uzman Doktor Gomez ile görüşecekler, Rose’un geçmek bilmez bacak ağrılarına çözüm bulacaklardır. Fakat Doktor Gomez ile annesi arasındaki ilişki doktor hasta ilişkisinden öteye geçince Sofia’nın annesine bakma zorunluluğu hafiflemeye başlar. Başlangıçta ne olup bittiğini çok anlamasa da yepyeni bir döneme başlamaktır bu onun için. Bir de Doktor Gomez’in kızı Julieta ile tanışır. Kendisine nam-ı diğer Hemşire Günışığı olarak seslenilen Julieta, Sofia’nın annesi Rose’un tüm sorumluluğunu babası ile üstlenecektir.

Hikayenin iskeleti bu şekilde oluşurken hikayenin yapısı 25 yaşındaki Sofia’nın hayatını yeniden ele almasıyla kasa, ete bürünüyor. Sofia gerçek hayatla ve kendisiyle yeni yeni tanışmaya başlarken sancılı bir sürece giriyor. İnsanlarla ilişkiler, cinsellik, dile getirilmemiş öfkeler, arzular teker teker ortaya çıkmaya başlıyor. Hikaye öyle bir noktaya gidiyor ki neler yaşadığını anlamaya çalışan Sofia sık sık babasıyla olan ilişkisini de masaya yatırmaya başlıyor. Üvey bir annesi olduğunu öğreniyor.  Kişiler flulaşıyor. Gittikçe daha da zorlaşan  hayatı, kendi hayatını bu sefer farklı sebeplerle yaşamasını ve eşik atlamasını zorlaştırıyor neredeyse.

“Umudumun ne kadar köreldiğini ona söylemedim; daha dirençli olmadığım ve daha büyük bir hayat istediğim halde şimdiye kadar onu elde etmek için teşebbüste bulunmaya cesaret edemediğim için ne kadar utandığımı söyleyemedim. Ve sonunda onunki gibi ne kadar kısıtlı bir yaşantım olacağının kaderime yazıldığından korktuğum için cevapları onun topal bacaklarında aradığımı, aynı zamanda omurgasında bir sorun ya da büyük bir hastalığı olmasından korktuğumu da söyleyemedim.”

Deborah Levy kitaplarına Türk okuru aşina. Yine Everest Yayınları tarafından kitapçı raflarında yerini alan Bilmek İstemediğim Şeyler, Siyah Votka, Eve Yüzerken kitapları Deborah Levy okuru oluşturmuştu. Sıcak Süt büyümekte olan bir kadının sancılarını, isteklerini, sıkışmışlığını anlatması açısından okurken kendinizden de rahatlıkla bir şeyler bulabileceğiniz romanlardan. Kayıtsız kalmayarak alma listenize eklemenizi tavsiye ederim. İyi okumalar.