Bir yıl önce Çernobil dizisi dolayısıyla nükleer bir felaketi yeniden hatırladık. Her nükleer felaket gibi bilmediğimiz birçok ayrıntıyı içermesi mi yoksa son derece trajik bir olayı yeniden hatırlamak mı içimize dokunmuştu bilinmez ama tarih bu tür felaketlerle dolu maalesef. Ve bu büyük nükleer felaketlerden en çok insan, en çok doğa, en çok hayvanlar, yani aslında dünyada yaşamı niteleyen ne varsa her şey ama her şey zarar görüyor.    

Brooke Bolander kitabı Zararsız Tek Büyük Şey iki farklı türde ve şekilde yaşanan felaketlerin kesişme hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. Konusu yaşanan iki büyük felakete karşılık alternatif bir kurguyla şekillense de, zararsız tek büyük şeyin, ne olduğunu düşünüyorsunuz. Felaket üzerine şekillenmiş bir kurgu ve bu kurgu içinde zararsız tek büyük şey! Tarih ve arkeoloji üzerine eğitim gören Brooke Bolander bilim kurgu ve fantastik edebiyat üzerine yoğunlaşan bir yazar olarak edebiyat çevrelerinde adını duyururken okuyucunun merakını nerelerden yakalayacağını iyi bilen bir yazar olarak hafızamızda şimdiden yer etmekte.

1900’lü yılların başında, Birinci Dünya Savaşı döneminde, cephedeki askerlerin -özellikle geceleri- zamanı iyi görmeleri adına bir saat üretildi. Waterbury Saat Fabrikası’nda üretilmeye başlanan bu saatler geceleri dönüştükleri fosforlu halleriyle sadece cephedeki askerlerin değil, toplumdaki her kesimin ilgisini çekmiş, fabrika saat üretimine yetişemez olmuştu. Saatlerin sayılarına, akrep ve yelkovanın gece parlamasına sebebiyet veren şey bir kimyasaldı. Uranyumdan üretilen adına bir süre sonra Fransız bilim insanları tarafında radyum denilecek olan bu madde gecenin içinde tüm güzelliği ile parlıyor olsa da insanlar için son derece zehirliydi ve bir müddet sonra Waterbury fabrikasında çalışan kadınlar zehirlenmeye başlamışlardı. Tarihe Radyum Kızları olarak geçen bir grup fabrika işçisinin acı dolu öyküsü ile halka açık bir törenle elektrik verilerek infaz edilen Topsy adlı filin kan dondurucu öyküsü Zararsız Tek Büyük Şey ismiyle bir hikayede birleşiyor.

Romanın kahramanı Kat kimya işiyle yakından ilgili. Üniversitede geçen yıllar, fizik ve sosyoloji alanında yazılmış pahalı ders kitaplarını okuduktan sonra uranyumun gerçekleri ve bir filin trajik sonuyla kesişen bir hayatı var. İlk başta neyin içine girdiğini anlamlandıramasa da, hatta bu durumdan şikayet etse de gerçekleri araştırıp, okudukça, kimyasalların insan hayatını, tüm doğayı ve hayvanları, yaşama dair ne varsa her şeyi nasıl zehirlediğine şahit oldukça fikirleri değişmeye başlar. Tüm olaylar düşünüldüğünde “zararsız tek büyük şeyin”  Topsy olduğu gerçeği ile yüzleşmek Kat’e oldukça ağır gelecektir.

“Anne fillere taze, kırmızı delikler açtılar, o güzel fil dişlerini hunharca kesip aldılar. Aslında kıyamet de kopmamıştı ve yas tutacak bir durum da yoktu. O O’ydu; hayatta kalandı, mahkumdu. Topsy adı verilendi; o kafatasının içinde, tam da sol gözünün hemen arkasında güvenli bir şekilde öyküleri taşıyordu, bir şekilde yaşamaya devam etsinler diye. Ama insanların onu getirdikleri bu puslu, kurum kaplı, yerleri çimensiz, beton olan ve demirin ayak bileği derisine sürte sürte kanlı bir sinek kapanına çevirdiği mağarada, bu hikayeleri anlatacağı kimse kalmadı. Kendi durumuna düşmüş başkaları da var burada. Biz kokan sağa sola sallanan gri gölgeler…”

 Kat’ın Topsy’i düşündüğünde içinde beliren bu korkunç duygu çeşitliliği radyumdan halihazırda zehirlenmeye devam eden insanlar için de geçerliydi. Kadın hakları, hayvan hakları, işçi hakları üzerine güçlü bir hikaye Zararsız Tek Büyük Şey. Geçmişte kalan fakat hala izleri devam eden tarihsel gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayan bu hikayeyi mutlaka okumanızı öneririm.