Metal müzikle olan gönül bağım otuz yılı geçmiş. Bazı olguları sayılarla ifade etmek hayli çelişkili bir durum. Diğer yandan bir Laneth var ki o da yirmi beş yıl öncesinin anılarına özlemle temas ediyor. Hani çelişki dediğim şu aslında, en basit haliyle hepsi dün gibi yakın arkadaşım.

Beynimizde yer etmiş görüntülerin netliğinde bir sıkıntı olmasa da sayılar biraz acımasız davranıyor, daha sert bir oyun anlayışını benimsiyor belli ki. Sağdan say dediğimizde kadroda eksikler görmemizin sebebi de bu. Neresinden bakarsan ağır yapıyor sayısal bölüm.

Bir takım oluşumlar vardır ki ilk bakışta belirli bir kitleyi ilgilendiriyor gibi görünebilir. Oysa farklı pencerelerden bakmayı denediğimizde derinlerde başka köklere de temas ettiğini fark edebiliriz. Çevremizde yaşanan bazı çeşitlilikleri, devinimleri anlamaya çalışarak işe başlayabiliriz. Bu bahse girerken babama Mercyful Fate’in “Don’t Break The Oath” albümünü dinletmeye çalışıp bunu anlamasını beklediğim ve bir gün Kadıköy’e giderken ansızın arabanın teybine Pentagram’ın ilk kasetini koyup sesi açtığım anlar geliyor aklıma.

O dönemi sosyolojik bir araştırma konusu olabilecek önemli bir yeraltı kültür hareketliliği olarak tabir edersek doğru olur diye düşünüyorum. Akmar pasajında, Köprüaltı ve sonrasında Sıraselviler Kemancı’da, Moda sinemasının sahaflar koridorundaki dükkanda yapılan sohbetlerin, üzerine kafa patlatılan düşüncelerin önemi yayıldığı kitleyle zaman içinde vücut bulacaktı.

Doksanlı yılların başında Seattle’da ya da Tampa Florida’daki bir gençle aynı dönemde Akmar’dan beslenen bir genç arasındaki tek fark sadece bilgiye daha kolay ve hızlı ulaşabilmekti belki de. Kültürel hareketliliği baz aldığımızda birçok detay birbiriyle örtüşecektir. Koşullar ve kaynaklar göz önüne alınınıp işin gayret boyutu hesaba katılırsa öne çıkma olasılığımız yüksek bile olabilir. Kanaat notu bize yazılacaktır ki hem buraya hem oraya vâkıf olma avantajını elimizde tutuyor olduğumuz bir gerçek.

İşte burada kült fanzin Laneth giriyordu devreye. Bir nevi köprü oluşturuyor, bilgi açlığını gidermeyi başarıyordu. Daha sonra çıkacak fanzinlerin ateşleyicisi de olacaktı. Bir süre sonra gönlümüzde yer edecek olan birçok derginin de.

“Laneth Bir Gece” etkinliği açıklandığı günden beri zihnimde pek çok geri dönüş yaşamış, doksanların başına ışınlanmış hatta eski kasetlerimi çıkartıp yeniden sıraya dizmiştim. Beyin otomatik olarak hazırlanıyordu 18 Şubat gecesine.

Salon İKSV’ye ulaştığımızda birkaç gündür kendini hissettiren heyecan iyiden iyiye baskın bir hale bürünmüştü. Daha içeri adımımızı atmadan kapı önü muhabbetlerinin içindeydik. Uzun zamandır rastlamadığımız birçok simayla karşılaşıyor, sohbetler, tekrar kaynaşmalar ve bu arada salonda Nikki Wild ortamı ısındırıyordu.

Nikki Wild, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Yerimde duramadığımı fark ediyorum, bir dışarı çıkıyor, bir içeri giriyor, girişte gecenin anısına tişört ve CDlerin bulunduğu standın başında muhabbetlere giriyorum. O gecenin her saniyesini içime sindirmek gibi bir dürtüyle her köşeyi adımlıyorum. Herkeste var olan aynı göz ışıltısı dikkatimi çekiyor. Geçmişi anmak, şimdinin tadını çıkartmak ve yer yerde hüzün hissederek çevreyi kaydetmekle meşguldü bakışlarım.

İlk sıra Razor’ın, Dr.Skull şarkılarıyla sahnedeler. Kapıyı “The Gate of Brandenburg” ile aralıyorlar ve devamında “Rules for the Fools”, “Metal on Metal”, “Herşey Yolunda”, “Elim Cebimde”, “Wory Zover” geliyor. Kramp’ın “Tek Başına” şarkısını henüz yitirdiğimiz Nezih Onur’a adıyorlar. Oldukça iyi iş çıkardıkları sahneden Dr. Skull’a saygılarını  göndererek iniyorlar.

RAZOR, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Bir ara arkadaşımla üst balkona çıkmaya yelteniyoruz. Asansör direkt yukarı çıkıyor. Aslında hangi kata çıkacağımızdan pek emin değiliz. Bir süre zemin ve altıncı kat arasında inip çıkıyoruz, dört sefer yapmış olabiliriz. Binenler ve inenler oluyor fakat biz hep devam ediyoruz. Her yolcuyla başka bir sohbet açılıyor. Akmar yılları, Moda sineması Pentagram konseri, Laneth’in koleksiyonlardaki eksik sayıları, konu hayli geniş. Geçmişe odaklı her sohbetle asansör kabini bir süre sonra Dr. Who’nun Tardis’i misali bizi zamanda gezdiren bir nevi uzay taşıtına dönüşüyor ama artık bizim de bu devridaimden çıkmamız gerekiyor.

Bu kez Radical Noise’ın uzun süre konuşulmaya aday performansının içindeyiz. “Chaos Flows”, “Offline Detector”, “Angry Son”, “Bazen” ve “Salla Merkezi” Salon İKSV’deki ilk stage-dive ve pogolar eşliğinde enerji kadranını üst seviyeye taşımaya yetiyor. “Çığlık” parçası öncesi yayınlanan Madımak görüntüleri duygusallığın, hüzün ve öfkenin kol kola girdiği dakikaları omuzlarımıza bindiriyor âdeta.

Radical Noise, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Tekrar girişe yöneldiğimde Hammer standının yan tarafında Çağlan Tekil ile karşılaşıyoruz. Yüzündeki ifade görülmeye değer. Harika geçtiğinden bahsediyorum, gelebildiğinize sevindim, diyor. Bunun devamı olmalı diyerek yanından ayrılıyorum, bunu söyleyen kaçıncı kişiyimdir acaba?

Tabii ki Aptülika’nın performanslar arası yaptığı stand-up sosu eksik olmayan sunumları da gecenin renklerinden. Her defasında anlattığı detaylarla başka bir anının fitilini ateşliyor. Kronik grubu sahne almadan önce kaybettiğimiz müzisyen değerlerden konu açılıyor. Kramp grubunun usta bas gitaristi Nezih Onur’u kaybetmenin üzerinden henüz bir gün bile geçmemişken bir bakıma tüm şarkılar onun ruhuna gönderiliyor.

Aptülika, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Kronik, “İstanbul’da Aşk”, “İşin Başı”, “Soldier”, “Death’s Scythe” ve “Lie” parçalarını çalıp bir Kramp parçası olan “Eski Günler”i Nezih Onur’a ithaf ediyor.

Kronik, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Salondaki sohbetlerde görüyorum ki İstanbul dışından hatta yurt dışından gelişini özellikle bu geceye denk getiren kişi sayısı da az değil. Yaşamın akışının eski dostları farklı yönlere, coğrafyalara savuran yapısı bu Laneth gecenin birleştiriciğinin önüne geçememiş gibi görünüyor. Neredeyse tüm sohbetlerde öne çıkan konulardan bunu yakalamak olası. Birçok sebepten yirmi yılı aşkın süredir bir araya gelememiş kişilerin zamanın tozunu üzerlerinden attıklarına tanıklık olunan bir gece olarak da kayıtlara geçiyor.

Artık Metallium’a sıra geliyor ki o sırada konser alanının girişinde sevgili Murat Beşer ile karşılaşıyorum. Kitabı “Yoldan Çıkmış Simalar”ın birçok siması burada. Hınzır bir çocuk var yüzündeki ifadede. Ayaküstü laflıyoruz, hemfikiriz, duygular dorukta bu gece.

Metalium sahne alıyor, salonu dolduranların heyecanı tıpkı Açık Hava Tiyatrosu’ndaki ilk konser gibi. “Draggin’ to Mayhem”, “Pessimistic Warning”, “Suffer”, “Behind The Power” art arda geçiyor gözlerimizin önünden.

Metalium, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Sonrasında sahne Pentagram’ın. Bir burukluk hissetmeye başlıyorum gecenin sonu yaklaştığı için. “Powerstage”, “Rotten Dogs” var çalınanlar arasında. “1000 In The Eastland’” ve Ogün Sanlısoy’un mikrofon başına geçtiği “No One Wins The Fight” zihnime yapışıp kalanlardan oluyor.

Pentagram, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Laneth kadrosunu ve bu geceyi düşünenleri, ayrıca Salon İKSV ekibini emeklerinden ötürü kutlamak gerekiyor ki sanırım sahnedeki son kıpırdanmalar bu bölüm için.

Laneth ekibi sahneye davet ediliyor. Kerim Tunçay, Polat Bayrakdarlar, Süreyya İzgi, Çağlan Tekil, Kanat Atkaya, Aysın Önen, Aybeniz Esen o an oradalar ve sahnedeki yerlerini alıyorlar Kerim Tunçay’ın gecenin kapanışını yapan duygusal konuşmasıyla. Aptülika’nın Şebnem Ferah’ı sahneye çağırması ve Long Live Rock’n Roll ile salonu inletmesi bir başka unutulmayacak detay olarak yerleşiyor hafızalara.

Laneth Dergi Gecesi, fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Dönüş yoluna geçtiğimizde yüzümdeki tebessüm silinecek gibi değil. Kafamda birbiriyle yarışan bir dolu cümle, beynimde gezinen melodiler ve kaydı hâlâ bitirmeyen zihnimin montajladığı görüntüler. Yirmili yaşlarına dönmüş hatta bir süre daha oralarda salınmak isteyen bir deli bünye.

Bir çocuğun ağzına çalınan bir parmak bal misaliydi yaşananlar.

Laneth Bir Gece’nin devamı gelir mi bilemiyorum.

Ama içimden geçen, hatta temennimdir ki, “Neden olmasın, bal gibi olur”.

 

fotoğraflar: Seda Açıkoğlu