Hayat geçersiz bir işlem yürüttü…

Yazınını başlığını okuduğunuzda aklınıza hangi yerli bilim kurgu filmleri geliyor?

“Dünyayı Kurtaran Adam” ya da “Turist Ömer Uzayda”yı, Kemal Sunal ve Fatma Girik’in oynadığı “Japon İşi”ni, E.T.’nin yerel versiyonu “Badi”yi kast etmiyorum. Eğer bir süre düşünüyor ve bulduğunuz filmler bir elinizin parmaklarını geçmiyorsa aynı durumdayız demektir. “G.O.R.A” diyenler olabilir ancak temel dayanağı komedi unsuru olan film bilimselliği basit, sadece eşlik etme amaçlı tipik unsurlar kullanıyor. Yakın dönemde tamamen hasılat amaçlı ve yine komedi ekseninde “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” filme çekildi. Ne yazık ki ülkemizin aynı şeyleri tekrar edip farklı sonuçlar beklemek gibi bir hastalığı var. Aynen uzayda küfür eden insanımızın üstün başarılar elde edebileceği üzerine senaryo kurmak gibi. Dizi sektöründe ise çocukluğumda keyifle izlediğim “Uzaylı Zekiye”yi hatırlıyorum. O zamana göre hiçte fena değildi. Başka bir bakış açısı, yorumdu. “Yerel Fantastik” ve “Yerel Korku”da da bahsettiğim zihnimizi açacak, hayal gücümüzü zorlayacak, düşünsel yapımızı geliştirecek uygulamalar, hikayeler görmek, okumak istiyor, en azından bunlarla besleniyorduk.

Yerli sinemanın hakkını yemeyelim, dünyada her yıl binlerce bilim kurgu filmi her an gelişen görsel efektlerle çekilirken rekabet etmemiz neredeyse imkansız.  Peki görsel efekt her şey mi? Tabii ki hayır. Hindistan sinemasının, Aamir Khan’ın düşük bütçeli PK’sı bu anlamda büyük keyif aldığım bir film. PK’nın bende tekrar tekrar izleme isteği uyandıran bir tarafı var; anlatmaya çalıştığı şeye ve anlattığı insanlara verdiği samimiyet duygusu ve bu saflıkla sorduğu doğru sorular ve aradığı cevaplar. Yukarıda andığım yerel filmleri yine izlerken yüzümde oluşan gülümseme de benzer bir duygu barındırıyor. Efekt yok ama hayata dair samimi bir taraf var.

Bilim kurgu işte tamda bu geleceğin makineleşmesinde, her şeye daha kolay ulaşılırken insana ne olacağı  ile ilgili aslında. Nelere sebep olacağız, ne yapacağız. Tüm o gelecek kurgusunda, mekanikleşme ya da çökmüş medeniyetlerin arasında oluşturduğu insana dair tespitler çok önemli. Önemli olmasa sinema, edebiyat, felsefe, sosyoloji, psikoloji birbirinden ilham alıp birbirini geliştiremezdi. Geleceği tasarlayıp bugüne bırakılan mesajlar gibi. Bağımsız ve festival filmi özellikleri barındıran, büyük bütçesi olmayan “Under My Skin – Derimin Altında”yı onlarca uzay savaşı sahnesine, devasa görsel efekte tercih edebilirim.Ağır seyreden, düşünsel olarak zorlayan bir film, uyarmadı demeyin. Sizlere film ya da dizi önerisinde bulunmayı düşünmüyorum. Yaşadığımız dönemde fantastik türe çok ilgi var. Bilim kurguya ise daha fazla. Fantastik gerçekleşemeyebilir. Ama bilim kurgu geleceğe bakılan bir pencere gibidir. Elinizi sallasanız yeni, farklı yorumlanmış bir görsel efekt deryasına çarpıyorsunuz. İnsanlar kalabalıklaşan dünya, buna rağmen yalnızlaşan birey, tükenen kaynaklar, hâlâ çözülememiş insani ya da toplumsal sorunlar, soruları, gelecekteki yaşamı merak ediyor.

Dünya bu anlamda da ileri giderken doğu dünyası neden üretemiyor? Gelecek algısının batıya göre karamsar oluşu olabilir mi? Doğu coğrafyasının bilim ve kurguya bakış açısı hep böyle miydi? Hayır, Avrupa’nın engizisyon karanlığında doğu astronomi, matematik, kimya, mühendislik gibi dallarda, edebiyat, felsefe gibi bilim kurgunun altını dolduran temellerde çok önemli ve büyük başarılar kazandı. O zamana kadar gelen, bilinen dünyanın tüm antik kaynakları doğu dillerine, özellikle Arapçaya çevrildi. Rönesans ile birlikte doğudan gelen işlenmiş bilgi batının yorumuyla yeni boyut kazandı. Bu aydınlanma dönemine rağmen Avrupa’nın bu cevheri bilim kurgu anlamında kullanması yüzyıllar aldı. Kişisel hak ve özgürlerin artması hayal dünyasını ve bilginin, bilimin farklı alanlarda kullanılmasına şans tanıdı. Doğu medeniyetleri ise gittikçe bilimden, edebiyattan, insanoğlunun kalbi ve zihnine hitap eden, geliştiren amacından ve dolayısıyla bilim kurgudan uzaklaştı.

Hezârfen Çelebi’nin ayakları Galata Kulesi’nden kesildiği anda yerli bilim kurguya çok yaklaşmıştık. Çünkü Leonardo De Vinci insanın uçması adına karalamalar yapmışken İstanbul bir adamın kanatları altındaydı. Ancak ne yazık ki doğu kültürünün, özellikle İslamiyet’in ilk dönemlerinde olmayan, sonradan nereden çıktığı belirsiz bireyselliği, okumayı, üretmeyi törpüleyen anlayışı bu türde eserler vermeyi engellemiş, bir kaç idealist insanımızın çabalarına rağmen hâlâ yerli bilim kurgu kültürü oluşturamamıştır. Batının “Ütopya”sı, yani daha aydınlık, sonunda altın çağa ulaşan müreffeh yarınları ile doğunun gerek hayal dünyası gerekse de yaşamında kaçamadığı bir distopyanın, zulmün, baskının altında olması çok kinayeli duruyor. Umut ve umutsuzluk, gelişme ve çöküş. Ne dersiniz?

Yerel edebiyata geçmeden önce, zaten bir avuç değerli insan var,  hızlı bir batı edebiyatı sayımı yapmak, benim penceremden görünenleri sizlere aktarmak istiyorum;

Julie Verne’den “Ay’a Seyahat” ve “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah”, Voltaire’den “Micromegas”, Isaac Asimov’ın tüm kitapları bir yana özellikle “Sonsuzluğun Sonu”, distopyaların dört atlısı Yevgeni Zamyatin’den “Biz”, George Orwel’den “1984”, Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”’sı ve Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451”i, Pierre Boulle’den “Maymunlar Gezegeni” (Kitabı ve filmi bambaşka eserler. Muhakkak okumak lazım), Phillip K. Dick “Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?” (Blade Runner: Bıçak Sırtı Filmi), Ursula L. Guin’den “Mülksüzler”, Roger Zelazny’den “Işık Tanrısı”, Robert Silverberg’den “Cam Kule”, Orson Scott Card’dan “Ender’in Oyunu”, Arthur C. Clarke’dan “Çocukluğun Sonu” ve John Wyndham’ın “Krizalitler”i (Çocukluğun sonundan sonra okumanızı özellikle tavsiye ederim), son dönemde Andy Wier’ın “Marslı”sı(Film ile alakası yok, okunmalı) ve Cixin Liu’nun “Üç Cisim Problemi”

Yukarıda okuduğunuz isim ve kitaplar “Bilim Kurgu” külliyatının çok küçük bir parçası. Yetersiz kalıyor. Dünya çapında bunları düşünür, sınırsız, keşfetme, yeni tatlar alma anlamında her çıkan dizi, film, kitap bizi heyecanlandırırken yerelde sadece bir kaç ismi anabiliyorum. Ülkemizdeki en eski örnekleri okumak isteyenler için Seval Şahin’den “Edebiyatın İzinde Fantastik ve Bilimkurgu” çok güzel bir kaynak. Yine önceden bahsettiğim, internet üzerinden bilim kurgu hakkında fazlasıyla bilgi edinebileceğiniz “Gerisi Hikaye Podcast”, “Kayıp Rıhtım”, “FRPNet”, “Kahramangiller”, “FABİSAD”, Fabilog”u önerebilirim. FABİSAD’ın GİO Ödülünü fantastik, korku gibi türlerin yanında bilim kurgu eserlerine de verdiği bir gerçek, değerli bir motivasyon.

Yerel edebiyatta İhsan Oktay Anar’ın “Kitab-ül Hiyel” ve “Yedinci Gün”ü (Tarihi bir bilim kurgu olarak), Murathan Mungan’nın “Şairin Romanı”, Levent Şenyürek’in fantastiğe de yaklaşan “Cennet’in Kalıntıları”, Ayşe Kulin’in son çıkan distopik romanı “Tutsak Güneş” önemli örnekler. Tevfik Uyar-Tek Kişilik FirarAncak bazı isimler var ki teknoloji, sosyoloji, felsefe alt yapıları ile saf, geleceğe yönelik, daha fazla sorgulayan bir bilim kurguya ulaşma çabasına girmiş durumdalar.

İlk anmak istediğim isim bu konuda her iltifatı hak eden Tevfik Uyar. Yeni çıkan eseri “Tek Kişilik Firar” ile ödüllü ve yeni öykülerini toparladığı kitabı yerli bir bilim kurgu ile evrensel insan özelliklerini, “yarın ne olacak, ne değişecek?” ile birleştiriyor “Ne yapacağız?”ı kulaklara fısıldıyor. Öyküler sadece hayal gücüne değil ciddi bir bilimsel bilgiler, sosyolojik verilerle yere basıyor. Bilim kurguya ilginiz varsa daha nice kitaplar yazması için desteklenmesi, okunması gereken bir insan.

Barış Müstecaplıoğlu’ndan “Osmanlı Cadısı”nı fantastik başlığı altında sizlerle paylaşmıştım. Barış Müstecaplıoğlu-Osmanlı CadısıDediğim gibi “bir avuç insan” var ve Barış Müstecaplıoğlu yeni kitabının bilim kurgu tarafıyla, bakış açısı, teknik yazımı, kurduğu gelecek evreniyle burada da anılmayı hak ediyor. Osmanlı, geçmişimiz üzerinden yaşanmış gelecek çağlar ve insanlar vurgusu ilginç, renkli, tat verici.

Üçüncü kitap Bahadır İçel’den “Benim Adım Z”. Yarının tanıdık coğrafyasında, distopik dünyasında bir punk, hayatta kalma öyküsünü gelecek kaygıları ile harmanlıyor. Okudukça kendimi Mad Max’in yerel versiyonunda hissetmedim değil. Hızla okunan kitap bunu dili kadar anlatma biçiminin sadeliğinden, anlaşılırlığından alıyor.

Ve sıra Seran Demiral’dan “Hayat Üretim Merkezi”ne geldi. Başka bir ülkede yazılsa, yayınlansa sadece kendinden değil alt metinlerinin gücü ile yazarından uzun süre bahsettirecek bir eser olurdu. Seran sadece bilim kurgu yazmıyor. Seran Demiral -Hayat Üretim MerkeziBir yazar için fazlasıyla felsefe, sosyoloji, psikoloji gözü olan, metinlerini güçlü düşünsel alt yapılarla inşa eden, alt metinlere dikkat edilmesi gereken biri. “Hayat Üretim Merkezi” bu zenginliğin ürünü. Okurken geri dönüp daha dikkatli baktığım sayfalar oldu. Beni zorlayan metinleri ayrıca sevmem bir avantaj. Ne de olsa insanı zorlayan şeyler geliştiriyor. Tüm bunlara ek olarak Seran, yereli normal hayat ve insanlara sarmalayarak gelecek kaygılarını her gün yaşadığımız ilişkilerle beraber örmüş.

Dost Körpe-NotralizatörSon kitap olağanüstü çevirileri ile gündemden hiç düşmeyen Dost Körpe’nin “Nötralizör”ü. Kıyıda kalmış, gündeme diğer bilim kurgu kitapları gibi gelememiş özel bir eser. Dost Körpe’nin bir bilim kurgu kitabı olduğunu öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım. Yıllardır başarılı, zorlu metinlerin çevirileri ile takip ettiğimiz Dost Körpe’nin bu yönünü görmek çok hoş. Kısa süren macerasına ortak olup okumanız size keyif verebilir. Ne de olsa bir avuç insan, bir avuç bilim…

“Bu kadar mı?” dediğinizi duyar gibiyim. Ne yazık ki bu kadar. Hatta yukarıda gördüğünüz insanlar “Fantastik ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD)” üyesi. Benim de üyesi olduğum bu derneği her yazıda anmamın sebebi bir tür saplantı ya da bağlılık değil. Lütfen bu cümleye dikkat edin; “Bu ülkede fantastik, bilim kurgu, korku ve bu kapsamdaki türleri bilinçli ve bilgili bir şekilde destekleyen tek dernek yapılanması Fantastik ve Bilimkurgu Sanatları Derneği”. Bu bir ayıptır. GİO Ödülleri için bir yıl boyunca hummalı çalışmalarına, sponsorluğun düşük maliyetine, tüm engellere rağmen üreten yine bu dernek ve üyeleri. Bazı derneklerin, bazı insanların ülkemizde bu tür ve benzerlerine verdiği destek, emek, motivasyon çok özel ve değerli olmalı.

Son olarak yine böyle bir dernekten bahsetmek istiyorum. Türkiye Bilişim Derneği (TBD) her yıl bilim kurgu dalında önemli bir öykü ödülü veriyor. Bu günlerde öykü yarışması ilan edildi ve eserlerin kabul süreci başlamış durumda. Tür ile ilgilenip yazmak isteyenler için harika bir deneyim olabilir. Yazmaktan ve katılmaktan kesinlikle çekinmeyin.

Ülke dergiciliğimizde fantastik, korku kadar bilim kurgu dalında da üretme çabasındaki “Yabani Dergi”ye dikkatinizi çekmek istiyorum.

Son söz “Bilimkurgunun şairi” Arthur C. Clarke’tan gelsin; “Yeterince gelişmiş bilim ve teknoloji büyüden ayırt edilemez.” Ülkemizde “Hatalı bir işlem yürüten” bilim ve bu edebi türün insanlarımızın hayal güçleri ile yükselmesi, toplumsal ve bireysel bakış açılarıyla geleceğimizi olumlu anlamda yönlendirmesini umut ediyorum. Ben ve benim gibi insanlar sadece hayallerini aktarmak için değil, bu güzel günlerin gelmesi için yazıyor, çiziyoruz. Distopyalara mahkum değil ütopyalara doğru yürümek lazım. Bu emel her türlü çabaya değer.

Nice zihinsel büyü yaptığımız, yazdığımız, okuduğumuz, ürettiğimiz, paylaştığımız o günlere kısa zamanda varma dileklerimle.

Sevgiler,

Bir Yorum Yazın