Tam da seksenlerin sonu doksanlar başlamak üzere, Birleşik Devletler üzerinden dünyaya Grunge adı verilen bir müzik türü yayılmaya başlıyor. Seattle çıkışlı birçok grup sahne performansları, kendilerine has giyim tarzları paralelinde yarattıkları moda akımları, yaşama ve insana ait her türlü duruma karşı oluşturdukları özgün söylemlerle dikkati oldukça fazla üstlerine çekmekteler. Soundgarden, Alice in Chains, Nirvana, Pearl Jam en çok ses getirenler olarak ön plana çıkmaktalar.

Aynı dönemde bütün bu devrimsel müzik oluşumunun bir kenarında San Diego çıkışlı bir grup yeşermektedir. Grup bir iki isim değişikliği sonrası Stone Temple Pilots adında karar kılar. 1992’de ‘Core’ albümünü yayınlamayı başarırlar. Albümün müzikal kalitesi ve dolayısıyla satış rakamları belki de kimsenin ummadığı kadar başarılı olur. Ancak o derecede de müzik eleştirmenleriyle yıldızları bir türlü barışmamaktadır. Önde gelen müzik dergilerinin okur anketlerinde en iyi çıkış yapan grup olarak işaret edilmelerine rağmen eleştirmenlerin nezdinde Grunge taklitçilerinden ileriye geçememektedirler.

1967 sonbaharında San Jose, California’da dünyaya gelen Scott Richard Weiland, grubun kurucularından ve aynı zamanda da solistidir. En çok da onun ses tonu ve şarkı söyleme tekniği üzerinden Pearl Jam’den Eddie Vedder’ın kopyası olduğu gibi söylentiler dolaşmaktadır. Oysa ilk albüm olan ‘Core’ da yer alan ‘Plush’, ‘Creep’, ‘Sex Type Thing’ gibi parçalar yayınlanmalarından itibaren hem listelerde başarıdan başarıya koşuyor hem de hayranları tarafından neredeyse birer marş olma niteliği kazanıyordu. Hatta 1994’de ‘Plush’ en iyi hard rock şarkısı dalında Grammy ödülünü kapar.

Bu motivasyonu da arkalarına alarak 1994 Haziran başlarında ‘Purple’ adını verdikleri ikinci albümlerini piyasaya sürerler. Başarı devam etmektedir, albüm milyonlarca kopya satmakta ‘Interstate Love Song’, ‘Vasoline’ ve dönemin kült filmlerinden The Crow’da da kullanılan ‘Big Empty’ parçaları listeleri uzun sürelerle işgal eder.

1995 yılına geldiğimizde kayıt çalışmaları Scott Weiland’ın uyuşturucu bulundurmak nedeniyle tutuklanmasıyla sekteye uğrar. Bu noktadan sonra Scott’ın bağımlılık sorunu ortaya çıkmaya başlamıştır. Her şeye rağmen 1996’da ‘Tiny Music… Songs from the Vatican Gift Shop’ yayınlanır. Listelerdeki başarı kısmen devam etse de albüm çok iyi eleştirilerle karşılanmaz. Ardından çıkılan turneye yine Scott’ın alkol ve uyuşturucuyla olan yoğun mesaileri damga vurur.

98 yılına gelindiğinde Scott ilk solo albümü olan ’12 Bar Blues’u yayınlar. Hemen ertesi yıl STP ile No.4 albümünü piyasaya sürerler. Bütün bu süre zarfında Scott bir türlü başa çıkamadığı bağımlılık bataklığında debelenmeyi sürdürmektedir. Kimilerine göre bipolar bozukluğa sahiptir. Alkol ve uyuşturucu belası yüzünden yasalarla da arası hiç iyi değildir. Her şeye rağmen 2001’de Stone Temple Pilots ile birlikte beşinci stüdyo albümü olan ‘Shangri-La Dee Da’yı piyasaya sürerler. Tedavi süreçleri, tutuklanmalar ve kefaletle salıverilmelerle geçen bir dolu olay uzun süredir neredeyse müziğinin önüne geçmeye başlamıştır. Bu arada ScottS lash’in önderliğinde eski Guns’n Roses elemanları olan Duff Mc Kagan ve Matt Sorum’un da bir araya gelmesiyle kurulan süper grup ‘Velvet Revolver’in vokalistliğine soyunur. Belki de imdadına yetişmiştir bu yeni oluşum, az da olsa kendini toparlama imkanı bulur. 2004 yılında oldukça ses getiren ‘Contraband’ albümünü çıkarırlar. ‘Slither’ ve ‘Fall to Pieces’ parçaları aynı zamanda Scott içinde kendini yeniden ispatlama fırsatı olmuştur. Albümün başarısı 2007’de ikinci ‘Velvet Revolver’ çalışması olan ‘Libertad’ı getirir. Scott yine albümde vokalleri üstlenmektedir. Ardından ikinci solo çalışması olan ‘Happy in Galoshes’ı yayınlar ki albüm alternatif rock türü altında psychedelicöğelere kadar uzanan çalışmalar içermektedir, ilk solo albümüne göre çıtayı oldukça yükseltmiştir. Sonrasında özellikle hayranları sevindiren STP ile tekrar bir araya gelme kararı alırlar ve 2010 yılı çıkışlı kendi adlarını verdikleri albümü piyasaya sürerler. Albümü Güney Doğu Asya ve Avustralya’yı da kapsayan geniş bir turne takip eder. Artık herkes tarafından kanıksanmış sorunlar sebebiyle bu birliktelik de çok uzun sürmez. Sevenleri uzun zamandır Scott’ın da sonunun ‘Kurt Cobain’ ve ‘Layne Staley’ gibi olmasından endişe duymaktadırlar. Son olarak ise 2015 Mart ayı sonunda ‘Scott Weiland&TheWildabouts’ ismiyle ‘Blaster’ adında bir albüm yayınlar. Üç Aralık 2015 günü ise üzücü haber duyulur. Scott Weiland turne otobüsünde ölü olarak bulunmuştur.

Onu ilk kez ekranda gördüğümde Mtv Unplugged’da sallanan sandalyesinde arıza bakışlarla ‘Plush’ söylüyordu. Kızıl, pembe kafasıyla ve tavırlarıyla sahneye çok yakışıyordu. İlerleyen yıllar içerisinde üzerine atılmaya çalışılan taklitçi yaftalarını yırtıp attı ve bir dönemin en önemli rock yıldızlarından biri olarak sayfalardaki yerini aldı. Anlamaya çalışan insanların gözünde oldukça değişik işlere imzasını attı, solo çalışmalarıyla da kendini ifade etmeye çalışmayı ihmal etmedi. Şimdi geriye baktığımızda sis bulutları arkasında sahnedeki hareketleri gözümüzün önüne gelecek. O pembe, kızıl kafaya kafa yorduğumuza her zaman değecek… Müziğin için teşekkürler Scott…