Boğaç Gökmen

Tracy Chapman’ın en mühim albümlerinden “Crossroads” 30 yıldır dönmeyi sürdürüyor.

80’li yıllarla vedalaştığımız son aylarda, müzik sahnesine damgasını vuran bu olağanüstü dönemin tüm şaşaalı albümlerinin yanında sade, içten ve kendine has protest tavrıyla bir albüm fark ettiriyordu kendini.

Bir yandan da teknolojik gelişmelerin müzik sektörüne sunduğu yeni armağan olan CD’ler hızla hayatımıza giriyordu. Dinlediğim ilk CD formatındaki albüm de Tracy Chapman’ın Crossroads’uydu diye hatırlıyorum. Hızlı metalcilik dönemleriyle birlikte lise günleriyle henüz vedalaşmıştık üstelik. Dalgalı ruh hâllerimin gelgitlerinde bilhassa sert müziğe tutunup bir yandan da ne yakalarsam dinlerken, Tanita Tikaram’ın Ancient Heart’ı sonrası Tracy Chapman’ın varlığı genel resme pek yakışmıştı doğrusu.

Albüm, Ekim 1989 tarihli olsa da benim için 1990’nın ilk aylarına, sevimsiz bireysel sorunların göbeğine denk gelen dönemin yol arkadaşı şarkıları olarak kazınıyordu aklıma.

Bir sonrasında ise 1994’te, hayatımı kökten değiştireceğini sonradan kavrayacağım ilk şehir dışı gitar çalma işlerine gittiğimde yanıma aldığım albümlerden biri oluyordu Crossroads.

Diğerlerini merak edenler için bir çırpıda sıralayım, Slayer “Decade of Aggression”, Counting Crows “August and Everything After”, The Smashing Pumpkins “Siamese Dreams” ve The Cure “Standing On A Beach • The Singles”. İzleri hala çok net ve derin hepsinin.

Güzel yıllardı vesselam.

Talkin’ Bout a Revolution”, “Fast Car” ve “Baby Can I Hold You”nun önderliğinde zihinlere işlenen harikulade çıkış albümü sonrası âdeta bir fenomene dönüşen, belki de birçoğumuzun, sesini ilk duyduğunda erkek zannettiği Tracy Chapman’ın ismi gönüllere kuruluyor, bu başarının bir sonraki adımı da merak konusu olmaya başlıyordu.

Sonrasında mı? 1989’un 3 Ekim’inde piyasaya sürülen “Crossroads”, bu zorlu, ikinci albüm olma vazifesini ziyadesiyle yerine getirecekti.

Hakim sistemin, toplumların gözüne gözüne sokmaya çalıştığı yaşamların aksine, hem ekonomik hem de insan hakları bakımından yoksun sınıflara dikkat çeken “Subcity” ve Güney Afrika’da ateşi yakılıp oradan tüm dünyaya yayılan özgürlük rüzgârlarının sembolü Nelson Mandela’ya bir saygı duruşu olan “Freedom Now” ile birlikte albüm, Chapman’ın folk-rock sahnesindeki yerini ve saygınlık boyutunu da şekillendirecekti âdeta.

Albüm, isim şarkısı “Crossroads”, “Material World”, “Be Careful of My Heart”, “All That You Have Is Your Soul” ve “Bridges” ile dinleyiciyi usul usul avucuna alırken, o kendine özgü sesiyle herkesi kendine hayran bırakan bu hanımefendinin müzik sahnesindeki en derin imzalarından biri olacaktı.

Crossroads ile ilk kez yapımcı koltuğuna da oturan Chapman bu görevi David Kershenbaum ile birlikte üstlenirken akustik ve elektrik gitarları çalıyor, teknik masa ise Kevin W. Smith’e emanet ediliyordu. Hayli geniş bir müzisyen kadrosuyla Hollywood’daki Powertrax Studio’da kaydedilen albüm, Birleşik Devletlerde bir milyon satış rakamını aşarken 1989 yılı Billboard listesinde 9 numaraya kadar yükselecekti.