Boğaç Gökmen

Bundan epey önceleri, metal müzik lise müfredatında kendine yer bulacak olsaydı müzik derslerinin nasıl bir hâl alacağıyla ilgili bir hayalim vardı. Tabii o zamanlar lisedeydik ve hayal gücümüzü tetikleyen unsurlar da doğal olarak yaşın getirdiği dürtülerle besleniyordu.

Kısa süre sonra ise müzik olmasa da bir edebiyat dersinde bunun küçük bir denemesi gerçekleşecekti. Hobilerimiz hakkında araştırma yapıp tüm sınıfa sunmakla ilgili bir konu çerçevesinde metal müziği seçmiştim. Öğretmen, kendimce bulabildiğim kısıtlı kaynaklardan didklediğim araştırma sonrası derste yapacağım okumayı, teyp getirip kaset seçkilerimle de örneklendirmemi istemişti.

Sınıftaki metalci eşrafı olarak dersten aldığımız keyfi siz düşünün.

Neyse! Bu keyifli ve ufak teşebbüs, seksenlerin son diliminden gülümseten bir anı olarak mazide yerini alırken, o gün derste kasetten gazladığım şarkılardan biri de Overkill’in “In Union We Stand”i olmuştu.

Nasıl da farklı bir yeri vardı hayatımda Overkill’ın.

Bu noktada konu başlığımıza dönerek, böyle hayali bir ders konusuna muhakkak örnek olması gerekli grupların başında yer alan New Jersey’li thrash metal emektarları Overkill’ın İstanbul konserine doğru yol alıyoruz ve kendimi Küçükçiftlik Park önünde buluştuğumuz birkaç dostun başını aklıma gelen bu lise anısı ile ağrıtırken buluyorum.

Her müzik dalında olduğu gibi metal için de nesilden nesile üflenen ruhun, tansiyonun, kalıpların ve kaidelerinin belirlenmesinde büyük payı oluyordu Overkill’ın. Bu biçimsellik üzerine kendi motiflerini hassas dokunuşlarla yerleştirdikleri, yenilikçi çizgilerinden, orta ve yüksek tempolu şarkılarda kullandıkları arpejli karakteristik gitar bölümleri ve zihinlere kazınan melodik sololardan söz edilirken tıpkı bunun gibi birçok detay ile her daim türe çok büyük katkısı oluyordu Overkill’ın.

Son albüm “The Wings of War” geçtiğimiz Şubat ayının son diliminde yayımlanmış ve albümün Avrupa turnesinin son bölümüne denk gelen İstanbul konseri öncesi sohbetlerin büyük kısmı da ‘bir grubun hiç mi boş albümü olmaz’ minvalinde süregeliyordu. Pek tabii, ilk albümlerin lezzeti bir başka olsa da 80’lerin başında kanatlarını kuşanan bu metal neferlerinin karşısında bize ancak saygıyla önümüzü iliklemek düşüyordu.

Fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Eylül ayının son günleri, sonbaharın İstanbul’a hayli yakıştığı olağan gibi görünen ancak öğle saatlerinde kenti sallayan hayli ciddi bir depremin akşamında Overkill gibi bir thrash metal devi ile randevulaşarak Küçükçiftlik Park önünü şenlendirenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değildi. Yaş ortalamasının geniş bir yelpazede seyretmesi ise elden ele, kulaktan kulağa büyüyen bir müzik türünün günümüzde sosyal medya kanallarıyla beslenen nesiller tarafından da benimsenip gelişmeyi sürdürdüğünün göstergesiydi âdeta.

Otuzbeş seneye yaklaşan kariyerinde kurucu kadrodan vokalde Bobby “Blitz” Ellsworth ve bas gitarda D.D. Verni’nin omuzlarında yükselen topluluk, gitarlarda Dave Linsk ve Derek Tailer, davulda ise Jason Bittner’dan kurulu kadroyla 19 albümü devirip son albüm turnesiyle bizlere selam çakmaya hazırdı artık.

Fotoğraflar: Seda Açıkoğlu

Dj setten çalan 80’ler thrash metal örneklerinin en kabadayılarının eşliğinde giriş yapıyoruz çim alana. Küçükçiftlik Bahçe olarak adlandırılan bölüm sanırım ilk kez bu tansiyonda bir konsere sahne olacak acaba ön saflara karışsak mı diye laflarken azalan ışıklar ve giren intro ile en azından o anlık olduğumuz yere mıhlanıyoruz.

‘Zamana meydan okuyan grup’ cümlesinin içini tüm enerjisiyle dolduran son albümün de açılış şarkısı “Last Man Standing” konserin de başlama vuruşunu yaparak ateşi yakıyor. Ardından patlayan “Electric Rattlesnake” sonrası hiç nefes almaksızın geçmişe yolculuk vagonuna atlayıp kucaklaştığımız unutulmaz “Hello From The Gutter” ve muhteşem “Elimination” ile ortalığın iyiden iyiye ısındığını söylemek şaşırtıcı olmasa gerek.

Fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Tekrar günümüze dönmemizi sağlayan “Bring Me the Night” ve son albümdeki favorilerimden “Head of a Pin”in ardından meğerse bir sürpriz bekliyormuş alanı dolduran metal tutkunlarını. İstanbul’a gelene değin Avrupa setlistlerinde yer vermedikleri thrash metal evreninin referans albümlerinden “Taking Over”ın görkemli şarkısı “In Union We Stand” ile metal kardeşliği zamanıydı artık. Girişte bahsi geçen lise anısı da bu şekilde daha bir anlam buluyordu benim için.

Fotoğraflar: Seda Açıkoğlu

“Bastard Nation” ile 1994’ün W.F.O.’suna ışınlanıyor ve bir başka Overkill marşına balıklama dalıyoruz. İki yıl öncesine dönüp “Mean, Green, Killing Machine”in girişindeki davullar yankılandığında ise bu bir savaş ilanı oluyor âdeta.

Öyleyse en başa dönelim, bu iş nasıl başladı, ateşi kim yaktı da hissetmesi bize kaldı, “Feel the Fire”ı canlı izlemenin ayrıcalığına, oradan da “Ironbound”un sertlikten taviz vermeyen kararlığına hayran kalırken, tokat misali bir sürpriz daha geliyordu ve emin olun ki bu da hiç unutulacak cinsten değildi. Kabusun başlangıcı “Overkill” şarkısının giriş riffi başladığında artık hiçbir şeyi ifade etmeye gerek de kalmıyordu. O an evde kimse yoktu ve ben defteri kitabı kapatmış, salonu ele geçirmiş, kaseti takıp sesi sonuna kadar açmış, komşular duvara vurana kadar şarkıyı üç kez döndürmüştüm bile. Kabus devam edecekti besbelli.

Fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Tam o sırada darbe üstüne darbe, bu kez “Taking Over”ın açılış şarkısıyla salonda kafa sallamayı sürdüren dünkü çocuk bir anda kendini tüm o kalabalıkla birlikte “Deny the Cross”un çığlıklarında koca alanın ortasında buluyordu. Ancak bunun da yeterli gelmeme ihtimaline karşın “Rotten to the Core” ile old school diye yanıp tutuşan biz genç bünyelere gereken ilaç itinayla takdim ediliyordu.

Resim
Fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Bir Overkill konserinde yeri garanti, belki de maça çıkmadan soyunma odasında kadroya ilk yazılacak isimlerden “Fuck You”, her daim isyankarlığıyla dinç, bir metalcinin el kitabı olacak hâletiruhiyesi ve açık sözlülüğüyle yüzlerde gerekli sırıtışı sağlıyor, orta parmakları gökyüzüne kaldırmaya yetiyordu. Finali son albümün punk damarları sağlam “Welcome to the Garden State” ile yapmak da neresinden bakarsanız thrash ruhuna tutkulu herkesin damağında nefis lezzetler bırakacak bir konser sonu oluyordu.

Fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Altıncı kez İstanbul’daydı Overkill, üstelik daha buradan İzmir ve Ankara’yı estirecekti. Bakıyorum da kimsenin alanı terk edesi yoktu, gün içinde yaşanan deprem hesaba katıldığında belki de doğrusu da oydu ve o an en güvenli toplanma yeri şehrin tam da göbeğinde Maçka’daki Küçükçiftlik Park’ın bahçesiydi.

Ve üstelik onlarca yılın, gençliğimizin, çocukluğumuzun en güvenilir ve görkemli kanatlarının gölgesinde.

Öyleyse, bir kez daha selam olsun thrash metalin saygın neferlerine.