Yaşam oldukça akıcı, ele avuca sığmayan soyut bir kavram bir anlamda. Biz ısrarla köşeler, kenarlar, noktalar, virgüller, kapılar, koridorlar, kilitler, duvarlar monte etmeye uğraşmakla meşgul olsak da zamanın içimizden geçip gittiğini hissetmek işin buruk tarafı oluyor.

Daha dün gibi dediğimiz ve hissettiğimiz bazı anlar üzerlerine yoğunlaştığımızda hayli uzun zamanları geçmişte bir yerlerde bıraktığımız gerçeğiyle yüzleşiriz.

Vay arkadaş, yirmi üç sene geçmiş.

94 yılının eylül ayı sonları geliyor aklıma. Yirmili yaşlar ve etrafımızda dönen yaşam trafiğini anlamaya çalışmakla geçen bir dönem. Müziğe tutunmanın her zamankinden daha fazla önem taşıdığını düşündüren yıllar. Tam bu sırada dönemin öne çıkan parçaları arasından parlamayı başaran ve birçoğumuzu içine çeken bir şarkı giriyor hayatımıza, Zombie.

Zombie, sade şarkı yapısına nazaran sözel içeriğinin taşıdığı politik ağırlığını içselleştirmemizi başaran niteliğiyle defalarca dinlenilen ve uzun yıllar da bu durumunu sürdüren kendi çapında bir baş yapıt olarak zihnimizde kalıcı bir yer ediniyordu.

Aslında bunun bir yıl öncesi başlamıştı Limerick City, İrlanda’dan yola çıkan The Cranberries’in yolculuğu. Dolores O’Riordan, Fergal Lawler, Noel ve Mike Hogan’dan kurulu topluluk ilk albüm “Everybody Else Is Doing It, So Why Can’t We?”’yi yayımlayıp “Linger” ve “Dreams” parçalarının önderliğinde dikkatleri çekmeyi başarsa da asıl sıçrama “No Need to Argue”albümünün yayımlanmasıyla yakalanacaktı. “Ode to My Family”, “I Can’t Be with You”, “Zombie”, “Ridiculous Thoughts”, “Dreaming My Dreams” dillere düşerken albüm bir bütün olarak hafızalara kazınıyordu. Kaset kitapçığındaki şarkı sözlerinin el yazısı karakteri deşifre konusunda neredeyse uzmanlaşmayı sağlayacak kadar emek sarf etmeyi gerektiriyordu.

Topluluk 1996’da bu defa “To the Faithful Departed” ile yeniden gündeme oturuyordu. Balkanları kasıp kavuran savaş döneminin tüm dünyaya yayılan etkilerinin de hissedildiği albüm “Hollywood”, “Salvation”, “When You’re Gone”, “Free to Decide”, “I Just Shot John Lennon”, “War Child” parçalarına açılan paragraflarla adından söz ettirmenin de ötesine geçmelerini sağlıyordu.

Birçok hatırada kendine yer bulan bu şarkıların peşinden aynı heyecanla 1999 yılındaki “Bury the Hatchet” albümüne atıyorduk kapağı. “Animal Instinct”, “Just My Imagination” ve “Promises” gibi hit parçalar ateşi sıcak tutmayı sürdürüyordu. Derken 2001 yılı ve “Wake Up and Smell the Coffee” albümü, iki binli yıllar başlarken topluluğun uzun süre sessizliğini koruyacağı bir sürecin de başlangıcı olacaktı. 2012’de yayımladıkları “Roses” albümü bir şekilde eski günlerin tutkusunu aratıyor ve geçen onca zamanın arasını kapatacak tesirdeki şarkıları çıkartamıyordu.

The Cranberries, tüm yaşananları, üzerine anlam yüklenen birçok parçayı yeniden gün yüzüne çıkartmak ve birkaç tur daha dinlemek için bir sebep daha sunuyor. “Something Else” topluluğun akustik kaydedilen albümü olarak dinleyiciyi beklemekte.

Irish Chamber Orchestra ile kaydedilen albüm on üç parçadan oluşuyor. Bunlardan üçü “The Glory”, “Rupture” ve “Why” yepyeni şarkılar olması nedeniyle merak uyandırmakta. Albüm için seçilen diğer parçalar için ise aklınıza gelecek ilk birkaç The Cranberries şarkısını düşünmeniz yeterli olacak diyebilirim. Yani geçen yirmi dört yıl gözlerinizin önünden geçip gidebilecektir.

Neredeyse yaşıt olduğumuz müzisyenlerin kariyerleri ilerlerken yılların da nasıl geçtiğini fark etmemiz gibi albüm kapağı da sanırım ince bir sızı hissettiriyor. “No Need to Argue” göndermeli fotoğraf iki albüm kapağı yan yana konulduğunda yirmi üç yıl öncesi ve sonrasını yansıtmakta.

Eski parçaların taşıdığı ağırlıktan olsa gerek yeni üç şarkıya yeterince odaklanamasam da özellikle pek sevgili Dolores’in sesini özleyip “hangimiz sevmedik çılgınlar gibi” tonunda bir kez daha idrak etmemiz açısından önemli olduklarını düşünüyorum.

Onca yılın ardından hiç olmazsa “Something Else”.