Kasabanın gizemli olduğu kadar da yetenekli çocukları yeniden iş başında. “Death Song”u topluluğun beşinci uzun metrajlı çalışması olarak kayıtlarımıza ekleyerek dinlemeye koyuluyoruz.

Austin, Texas’tan yola çıkıp gönül verdikleri saykodelik rock tınıları üzerine inşaa ettikleri kariyerlerini göz önünden geçirdiğimizde hiç de yabana atılamayacak bir işçilikle karşılaşıyoruz.
Bahsedilmesi gereken konulardan biri de etkilendikleri müzik damarları olabilir. Üyeler oldukça sıkı birer “The Velvet Underground” hayranı ve bunun da ortaya çıkan yapıtlarda izlerini yakalamak olası. Bu durum, isim seçiminde de kendini göstermiş ve topluluk adını bir Velvet parçası olan “The Black Angel’s Death Song”dan almış. Yeni albümün ismine baktığımızda da bu bağlantıdan hayli mesut oldukları ortada, “Death Song”.

Garage ve eser miktarda stoner rock sahillerine yakın seyrettiklerini hesaba katacak olursak altmış ve yetmişli yıllar ile dirsek temasında kalmaya özen gösteren bir renge sahipler. Bunu yaparken de içlerinden geldiği gibi davrandıklarını hissettiriyorlar. Belki de olayı çekici kılan taraflardan biri de bu, yani zaman zaman parçalarının birbirinden uzak tavırlar sergilemesi.

2006 da yayımladıkları ilk albüm “Passover”dan günümüze değin “The First Vietnamese War”, “Science Killer”, “Doves”, “Manipulation”, “Phosphene Dream”, “Holland”, “Empire”, “Young Men Dead “, “Indigo Meadow”, “Haunting at 1300 McKinley” ve “Entrance Song” gibi şarkılarına kulak kabarttığımızda vazgeçilmesi zor bir birliktelik yaşanması ihtimal dahilinde.

 

Yeni albüm “Death Song”a gelince;
Geçen on yıl boyunca kafa patlatıp, kendilerine özgü keşiflerde bulundukları saykodelik rock ruh kırıntıları içerisinde yine farklı ve esrarengiz tınılar yakaladıkları bir çalışma var karşımızda. Bu beş kafadar bu işi ne kadar sevdiklerini ve yaşadıkları tutkuyu dışa vurmayı iyi beceriyorlar. Genel anlamda albümün altmış ve yetmişli yıllar üzerinden yürüdüğünü söylesek de ileriye bakan birçok yanı olduğundan da söz etmek gerekecektir. Kurulan ana omurga üzerinden anlattıkları ve yaptıkları saptamalar yeri geliyor erken dönem Sonic Youth ve Black Rebel Motorcycle Club zaman zaman da Suede vokali Brett Anderson kıvamında sunumlara kadar uzanıyor.

Açılış parçası “Currency” ile ardından gelen “Half Believing”, “Hunt Me Down” ve “Comanche Moon” ilk bölümü dikkat çekici kılan parçalar oluyorlar. Her biri bahis açtığı ağır konuların hakkını veriyor. Para piyasaları ve Amerikan yerlilerinin hayata tutunmakla ilgi yaşadığı sorunlar. Albümün karanlık yüzünü yansıtan “Grab as Much (as you can)”, “Estimate” ve “I Dreamt” dinledikçe farklı motiflerin yakalandığı ve bu anlamda âdeta kurulan tuzağın tam ortasına çekilmemizi sağlayan parçalar. “I’d Kill for Her” ve “Medicine” çığlıklı gitarların, yakışıklı akorların ve tempolu basların izinde topluluğun müzik kişiliğinin albüm içindeki diğer güçlü temsilcileri.

Kapanışı yapan iki parçadan biri “Death March”. Yankılanan vokaller veryansın ederken bas gitarın etkinliği bizi sona doğru hazırlıyor. “Life Song” ise başlı başına olay yaratmaya yetecek bir iç kuvvet barındırıyor. İlk intiba olarak kendi baş yapıtlarından birine daha imza attıklarından bahsedilebilir. Alt yapıda kullanılan klavyenin oluşturduğu atmosferik yapı, vokallerin hipnotik ve değişken adımları armonik zenginlikle birleşince önüne geçilmez bir tansiyon oluşturuyor. Tüm bunlar Crimson’ın “Epitaph”ı ile Major Tom’ın aralarında bir yerlerde gerçekleşiyor.

The Black Angels”ı geçmişten bugüne takip eden ve yaptıkları müziği zaten içselleştirmiş dinleyici için yeni bir armağan niteliğinde “Death Song”. Yeni keşfedecekler için de üzerinde hayli düşünecek bir zemin oluştururken keyif vadeden dakikalar barındırıyor.

“Death Song”, kafa yormak ve yeni çıkarımlarda bulunmak adına iyi bir seçim olacaktır.