İlgi alanlarımız ne zaman şekilleniyor? Kabaca ilkokul çağlarımızı düşündüğümüzde birçok etkiye açık olduğumuz o dimağların pırıl pırıl olduğu dönemler. Aile kapsamı dışında bir sosyal çevrenin oluşacağı belki de ilk küçük adımlar. Okul, mahalle ve olacak herhangi bir aktiviteden arkadaşlar. Merkezden bir sonraki daireyi gözlemleyerek ulaşılan ufak keşifler. Ne var ki içinde bulunulan zamanın ve o zamana özgü şartların etkisi de en önemli parametrelerden biri. Örneğin doksanlı yılları göz önüne aldığımızda televizyonculuğun geldiği nokta, özel kanalların ardı sıra açıldığı birçok farklı program yapısıyla tanışılan aslında hızlı bir süreç. İşte o dönem ilkokul çağlarında sekiz dokuz yaşlarında bir öğrenci, basketbola olan ilgisi paralelinde yayımlanan bir NBA programına oldukça tutkun, kaçırması mevzu bahis olmadığı gibi farklı ayrıntılarını da göz ardı etmiyor. Bu programda çalan bir şarkı konunun uzun vadede basketboldan daha çok müzik saflarına taşınmasını sağlıyor. Tabii o sırada şarkının ne türde olduğunun da farkında değil sadece hoşuna gidiyor olması yeterli ta ki eline geçen bir kasetin hikayeye dahil olmasına kadar. Kasette o şarkıya denk geliyor ve adını sanını öğrendiği o anda işin altını deşmeye başlıyor. ‘Naugty By Nature’ın ’19 Naughty III’si. Bu noktadan sonra yol haritasının ilk durağı beliriyor. Akmar pasajına ziyaretler başlıyor ve ‘bu tarz kaset var mı?’ sorularıyla istikamet ortaya çıkıyor. Rap müzikle ilgili birçok kaset alarak ve içindekilerden kendine yakın olanlar arasında tercihlerde bulunarak belki de müzikal anlamda ilk tavrını şekillendirmeye başlıyor. Artık belirlenen taşların üstüne basarak karşıya geçebiliriz.

Sayedar3

Hemen ardından ortaokul yılları. Bostancı sabit pazarındaki Damla müzik evi o dönem kaynaklara ulaşılabilen yerlerden biridir. Buraya sık sık uğrayarak yeni çıkan cd’leri toparladığı zamanlar. Yine bu rutin ziyaretlerden birinde müzik evindeki adam Türkçe rap dinleyip dinlemediğini soruyor. O dönem tarz özelinde baktığımızda Cartel ortamlara damgasını vurmuş durumdadır fakat onu çok yakalayamamıştır yaptıkları iş. Bu yüzden o yöne mesafeli ilerlemektedir. Bir gün aynı müzik evinden ‘Yeraltı Operasyonu I’ adında bir albüm alır. Albümü dinlerken içindeki bir şarkı işin Türkçe kısmıyla da bağ kurmasını sağlayacak bir etki yaratmayı başarır. ‘Nefret’in ‘İntihar’ şarkısı. İşte budur dediği andan itibaren yeni bir açılımın eşiğinden adım atmıştır aslında. Nefret, Ceza ve Dr. Fuchs’un birlikte oluşturdukları bir gruptur. Killa Hakan, Fuat Ergin, Islamic Force, Azra, Bektaş, Crak, Yener ve Ses grubu gibi isimler bu ilk adımın devamında yolculuğa renklerini katacaklardır. Ayrıca Tunç ‘Turbo’ Dindaş’ın Blue Jean dergisindeki hip hop köşesi de kişileri buluşturan bir özelliğe sahipti, etkinlikler ve Rap yapanlardan haberdar olmak için önemli bir yeri vardı.

Orta sonda en yakın arkadaşımla beraber yaş itibariyle de konu olarak okul müdürü ve hocaları hedef alan sözler yazmaya başladık. ‘Snoop Dogg’ seviyorduk ve ‘Doggystyle’ albümüne hastaydık. Bir süre sonra Doggystyle diye bir graffiti grubu kurarak okul duvarlarına keçeli kalem ve markerlarla isimlerimizi yazmaya başladık. Aslında bu konuda çok başarılı değildik, yaptığımız iş sadece okul duvarlarının tekrar boyanmasını sağlıyordu. Bu arada şiirler ve sözler yazmaya devam ediyorduk. Bir gün Hip Hop E-Jay adında oldukça basit bir müzik programı edindik. Arkadaşın evinde kör topal bir bilgisayara programı indirdik zaten kullanımı da çok fazla bir zorluk çıkarmadığından ufak tefek enstrüman eklemeleriyle ortaya bir şeyler çıkarmaya başladık. Daha sonraları işin biraz daha üzerine düşmeye başladım. Elimdeki eski kasetlerin üzerine kayıtlar yapıyordum. Nas, Notorious B.I.G., 2Pac, Kool G Rap, Wu Tang Clan, Mobb Deep, Onyx, Boot Camp Clik, Sean Price, Gangstarr, M.O.P., Krs-One, Psycho Realm, Cypress Hill, Army of the Pharaohs, Jedi Mind Tricks, Non-Phixion, The Arsonists, D-Block gibi ağır topları sürekli dinliyordu. İşler internet üzerinden yürüyordu, zamanla bu tarza kafa patlatan, en az benim kadar önem veren kişilerle tanışmaya başladım, bir araya geldikçe ortaya yeni fikirler de çıkmaya başladı. Bu dönemde artık bir şeyler denemeliyim dedim ve konu 2004’te yayımlanan ‘Gölge Oyunu’ albümüne kadar geldi. O zamanlar ‘White Shade’ diye bir isim kullanıyordum fakat telaffuzda yaşanan problemler beni başka bir isim bulmaya itti. 2005 yılında ‘Sayedar’ isminde karar kıldım. Sayedar, Farsça kökenli bir kelime ve kısaca gölge eden ve koruyan anlamına geliyor. Bazı kaynaklara göre eski çağlarda insanların beynine girerek kişi ne düşünüyorsa tam tersini kabul ettirmeye çalışan bir varlık olarak geçiyor. Bir nevi bir iç ses olarak da düşünülebilir.

Sayedar2

Kadıköy, her dönem olduğu gibi 2000’lerde de türlü oluşumlara ev sahipliği yapmaya ve bir arka fon olmaya devam etmektedir. Rap müzikle ilgilenip bu işe odaklananlar için de birçok paylaşımın yaşandığı bir buluşma noktası özelliğindedir. Yıkılana kadar Afife Jale heykelini sonrasında ise Rexx Sinemasının önünü mesken tutarlar. Telefonları olmadığında bile insanların birbirini bulduğu bir çekim merkezidir buralar. Neredeyse her gün okul çıkışı, hafta sonları, yani yaratılan her fırsatta aynı noktada buluşularak Free Style takılmalar, cd değişimleri, ‘oğlum bak bunu dinledin mi?’ şeklinde müzikal sohbetlerin döndüğü, fikirlerin beslendiği bir süreç yaşanır.

İlk profesyonel işlere adım attığım dönemlerdi. Sansar Salvo’nun kurucusu olduğu ‘Kadıköy Merdiven’ diye bir grubumuz vardı, 2000’lerin başlarından beri Rap yapan kişilerden kuruluydu. Aslında ben katılan son kişilerdendim. 2006 civarlarında sevdiğimiz isimler olan Ceza, Alaturka Mavzer, Mihenk Taşı ve Emre Baransel kolektif bir şeyler yapalım önerisiyle geldiler, biz de buna dahil olduk ve böylece ‘Kadıköy Acil’ kurulmuş oldu. Bu dönemde artık daha da profesyonelce işler ortaya koymaya başlamıştık, konserler düzenleniyor, single’lar ve albümler çıkarıyorduk. Asıl bir şeyler yaptığımızı hissettiğimiz bir süreç olmuştu. Ondan sonrasında da peşi sıra devamını getirdik.

Bütün bu gelişmelerin ardından 2007’de çıkan ‘Kendini Kaybet Mixtape’ ve 2008 yılındaki ‘Mecburum Sanki EP’si Rap ortamlarında tutulan işler oldular. 2011’de ‘Paranoyak Adam Bootleg Vol.1’ yayımlanırken yine aynı yıl ‘Merdiven’ çalışması geldi ki bu Merdiven grubu ile ortaklaşa yaptıkları ve plak şirketinden yayımlanan ilk çalışmaları olarak da önem taşımaktaydı. 2012’de ‘Paranoyak Adam Bootleg’ in Vol.2’sini çıkardı. 2013’e geldiğimizde ‘Farkındalık’ albümü büyük bir müzik firmasından çıkan ilk albümü olarak parladı. 2014’de ‘Maske Şehri İnsanları’ çalışmasını iTunes üzerinden yayımladı ki  albüm Türkçe Rap’te underground klasiklerinden gösterilmektedir. 2015 yılında bir hafta gibi bir sürede hazırladığı ve yine iTunes’dan yayımlanan ‘Lyricist Ninja’ ile yoluna devam etti. Ayrıca  2015’de Ege Çubukçu ve Sattas grubundan Orçun Tha Leo ile birlikte ‘Bir Oluruz’ adlı tekliyi yayımladılar.

Sayedar

Hepimiz için büyülü bir hayaldi Rap ve sürekli bunun peşinden koştuk. Yok üç sene sonra, yok beş sene sonra Türkçe Rap patlayacak diyerek belki de bir yandan da birbirimizi ve hayallerimizi ayakta tutuyorduk. Maddi bir getirisi olmasa bile hayatımızın belli bir dönemini bu işe verdik. Günümüze baktığımızda aslında dinleyici, piyasa, müzik kanalları her geçen gün bakış açılarını genişletse de yine de çok ağır bir ilerlemeye tanık oluyoruz. Farklı tonlar, değişik söylemler kolay kabul edilmiyor. Belki de yurt dışıyla en büyük farkımız bu. Dinleyici kitlesinin yaş ortalaması da bir başka etken, mesela akşam konserleri yapılamıyor. Bu durum direkt olarak cd satışlarına da yansıyor çünkü çoğunluk öğrenci ve harçlıklarıyla birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Müzikal anlamda rahatlıkla dünya standartlarıyla kıyaslanabilecek işler çıkıyor fakat bu ilerleyişin dinleyiciden tutun da plak şirketlerine ve tanıtım çalışmalarına kadar yansıması gerekiyor. Genele duyurulmada hala problem var. Albüm çıkaracak kişilerin de, bu çalışmaları yayımlayacak firmaların da artması lazım. Çağımıza ve teknolojik gelişime göz attığımızda tabii ki dijital müzik platformları bir zaruret ve dünyanın her köşesinden birçok renge ulaşılması adına büyük bir imkan fakat bunların da doğru ve sağlıklı kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin insanlar dinleyip de beğendikleri albümleri gidip satın almalılar ki üretimin sürekliliğine destek olsunlar.

Biraz daha farklılık arayan, buna önem veren ve hayatın her alanında değişik tınılar arayan kişilere de ulaşmak istiyorum ve yakın gelecekte de bununla ilgili projeler geliştiriyorum. Yeni kaydettiğim proje, Polonya’dan Marcin Godzinski’nin International Hip Hop isimli single projesi. Türkiye, Amerika, Almanya, Fransa, İtalya, Polonya ve pek çok ülkeden rap sanatçılarının içinde yer aldığı keyifli bir çalışma. Şubat ya da Mart gibi çıkması düşünülüyor. Ayrıca 2016 yılı içerisinde yayımlamayı planladığım ‘Deli Mucit ve Zaman Makinesi’ isimli yeni solo albüm projesi üzerinde çalışıyorum. Yine bu yıl, Amerika’dan ‘Army of the Pharaohs’ grubu başta olmak üzere pek çok yabancı rapçi ile düetlerimin bulunduğu ‘Lirikal Kaos’ isimli albümün hazırlıkları da devam ediyor.