Elizabeth Pennisi, Eylül 2016

Çoğumuz “korumak” ile ilgili düşündüğünde, muhtemelen pandaları ya da diğer tehlike altındaki türleri ya da belki kendi habitatlarındaki herhangi kalıntıları aklına getirir. Ama James Watson büyük resmi kaçırdığımızı düşünüyor. O ve meslektaşlarının yayınladığı rapora göre, gerçekten de bizim yardımımıza ihtiyacı olan büyük alanlar var.

Onlar, 1993 ve 2009 yılında Dünya’nın vahşi alanlarının ölçümünü karşılaştırarak, neredeyse Güney Amerika’da % 30 ve küresel ölçekte de % 10 kayıp olduğunu belgelediler.

Benzer tahminler geçmişte ormansızlaşmaya odaklanmıştır ama bu yeni çalışma, vahşi yaşam alanlarının geniş bir sahada yok oluşuna bakıyor. Kendi çalışma alanı, dünyanın en dokunulmamış biyoçeşitliliğe sahip vahşi alanları olan University College London’dan koruma biyoloğu Tim Neewbold “Bu, herkesin kaybı bir numaraya koyduğu ilk sefer,” diyor. Bilim insanları, böyle bozulmamış bölgelerin aynı zamanda gezegenin iklim değişikliğiyle mücadelesine destek olmada kritik öneme sahip olduğunu iddia ediyor. Sonuç olarak, çalışmaya dahil olmayan Rio de Janerio’da Uluslararası Sürdürülebilirlik Enstitüsü’nden bir ekolojik olan Robin Chazdon da bu yeni çalışma “bir uyanma çağrısı” diyor.

Watson, Avustralya Brisbane’de Santa Lucia, Queensland Üniversitesi’ne bağlı Yaban Hayatı Koruma koruma biyocoğrafyası alanında bir uzman ve meslektaşları, kentsel alanlar ve diğer yerleşim yerlerini de içeren ekili arazileri, meralar, gece aydınlatılan alanlar, demiryolları, yollar, gezilebilir suyolları, nüfus yoğunlukları ve “yerleşik” ortamların haritala ve verilerini de dâhil ederek, yeryüzündeki erken dönem insan ayak izinin etkisini tespit ettiler. Bu vahşi tehditlerin çoğu için, 90ların başında ve 2000lerin sonunda uydu ve diğer verilere sahiptiler. Watson ve meslektaşlarının Nature Communications’da geçen ay yayınladıkları bir çalışmada belirttiği üzere, bu baskı unsurlarının ikisi hariç hepsi zaman içinde arttı. (Karayolları ve suyollarından belirgin bir artış yok.)

Vahşi alanlar, yollar da dâhil çoğu insan yapılarından özgür saf topraklar olarak tanımlanır.  New York’a gelirsek, Watson’ın ekibi uydu görüntülerindeki vahşi alanları, bu insan baskılarını yaşayan alanları dışarıda bırakıp tamamıyla bir vahşi alan oluşturmak için düzenledi. Aynı kayalık ve buzluk alanlar ve Antarktika gibi okyanusları ve büyük gölleri de dışarıda bıraktılar.

2009’a kadar, dünyanın %23lük alanı vahşi yaşam alanı olarak kalmıştır – Çoğunlukla Kuzey Amerika, Kuzey Asya, Kuzey Afrika ve Avustralya’ya yayılan yaklaşık 30,1 milyon kilometre kare. “Yani, 1993 yılından 3,3 milyon kilometre kare daha az ve Alaska’nın iki katı büyüklüğünde bir alan,” diye açıklıyor durumu Watson. Bu süre içinde Güney Amerika yaklaşık %30luk ve Afrika’da %14lük el değmemiş arazisini kaybetti. Yeni Gine ve Kongo’da bataklıklar, ormanların büyük alanlarının birkaçının toplam yıkıma dâhil olduğu kayıplar.

Watson ve diğerleri, bu trendin sebeplerinden biri olarak, hükümetler ve koruma örgütlerinin öncelikli çabalarının genellikle yaşam alanları üzerindeki tehditler ve bozulmalar olduğunu söylüyor. Ancak, savunmasız şekilde terk edilmiş ücradaki alanlar, yerleşimci çiftçilerin ve madencilerin tehdidi altında.

Bozulmamış alanların biyolojik çeşitlilik ve korunmaya ihtiyacı olan diğer türler için öneminin farkına vardırmak için mercan resifleri üzerinde çalışmak önemlidir. Stéphanie D’agata, şimdi Antananarivo’da ve Wildlife Doğal Hayatı Koruma Derneği’yle “bulduğumuz el değmemiş alanlar” diye bahsettiği, organizmaların çeşitliliğinden yoksun en iyi yönetilen deniz koruma alanlarından bile eski yerler buldu. Haziran ayında, insan etkilerine yakın deniz koruma alanlarında, uzak resiflerdeki yaygın organizmaları bulamadığını bildirdi.

Dahası, çalışmaya dâhil olmayan, Virginia Arlington’daki Koruma Kurulu’nun yönetici başkan yardımcısı Russ Mittermeier, karbon depolanması ve yerel iklim etkilerinden uzak vahşi yaşam alanlarının, özellikle ormanların, iklim değişikliği ile başa çıkmak kuşkusuz en etkili yol olabileceğini, ekliyor.

Harvard Üniversite’sinden biyolog Edward O. Wilson bugün Dünya’daki arazilerin (tüm el değmemiş alanlar olmasa bile) ve okyanusların yarısının korumasını savunuyor ve Mittermeier ve diğerleri ormanlık alanların iklim değişikliğinin %50 çözümü olabileceğini düşünüyor.

Tüm bu sebepler için Chazdon şunu söylüyor; “ Bu alanları korumak bu güne kadar yapılanlardan çok daha fazla bir çaba gerektirecektir.”

sciencemag.org