“Yazmaya görece geç başladım, ama sonra fark ettim ki, bütün bu yıllar boyunca ben hep sessiz kelimelerle, içimden, nefesimle yazıyormuşum.” 

Billur Şentürk 2015’in son günlerini yaşarken Mirnanın Elleri adlı öykü kitabıyla selamladı bizleri. Kendi deyimiyle yazmaya geç başlayan ama o zamana kadar sessiz kelimelerle biriktiren Şentürk’ü RotkaLimon söyleşilerine konuk ettik ve Mirnanın Elleri’ne ve yazmaya dair konuştuk.

Kitabın kapağından başlayalım isterseniz. Kapak resmi olarak Dino Valls seçiminizin içerikle bağına değinir misiniz?

Dino’nun resimlerindeki kadın bedeni sunumlarıyla benim öykülerimde kadınların bedenlerini algılayışı, onlarla kurduğu ilişki arasında ciddi bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Bedenin içine adeta hapsolmuş, kaçınılmaz bir biçimde o bedeni taşımaya yazgılı, ama hiçbir zaman onunla bütünleşemeyen, bir nevi beden akıl ayrışması yaşayan örselenmiş benlikler bunlar. Resimdeki kızın yüzüne dolanan o ip, ipi kemirmeye çalışan, ama dikkatle baktığımızda bizzat o ipin oluşturduğu canavarlar, gerçekte bizim canavarlarımız ve bize bir kısır döngüyü fısıldıyorlar.

Hikâyelerinizde dünyanın acısına, acıyan beden belleğe, bilinçaltına, ölüm, yaşam ve anımsama sembollerine, aynalara çoğunlukla kadınların birbirine dönüşen çocuk, genç ya da yetişkin, ölü sunumlarına ve hatta “eşya denen mahlûkun tabiatına” yer veriyorsunuz. Neredeyse dölyatağından itibaren eklemlenen sızı, hoyratlık karşısında kendine alan açma uğraşına neden bir kız çocuğu mihmandarlık yapıyor?

Öncelikle bu kız çocuğunu bilinçli bir seçimle, öyküler arasında belirli bir bütünlüğü sağlamak amacıyla kurguya yerleştirmediğimi belirtmeliyim. Bu küçük kızlar, bazen yabancı bir kadın ya da bir kız kurusu, spontan olarak, acının bir noktaya ulaşıp, bilincin kontrolü elden bıraktığı yerlerde ortaya çıkıyor. Bir tür savunma mekanizması diyebiliriz ya da bilinçaltında saklanmış travmanın bile ulaşamadığı bir alanı işaret ediyor olabilir. Dikkat edersek, öykü kahramanları bu ziyaretçilere dört elle sarılıyorlar. Bunun bir tür refleks olduğuna, henüz zarar görmemiş bir yanımızı korumaya çalıştığımıza inanıyorum. Ovoid’de anlatıcının küçük kızı üzerinden, Yol Arkadaşı’nda beyazlı kadın üzerinden, Uçurtma’da sessizce anlatıcıya eşlik eden bir küçük kız üzerinden bize yorgun ve eskinin karşısına taze bir seçenek sunuluyor. Mirna’nın Elleri’ndeki kirpi kadın bile ona evin kapısını açarak bir tür dönüşümünü başlatmasına yardım ediyor. Yani bunlar çok naif gibi görünen, ama kahramana çok yardımı dokunan mihmandarlar.

Mirnanın Elleri bir an bir analistin ilgisine mazhar olacak şekilde sunulurken birden çocukluk salınımıyla ve bellek koridoruyla izlek değişiyor. Edebiyatçının kahramanını “uzmanlardan” koruma refleksi barındırması nasıl mümkün olabiliyor?

Öykü hayat kadar doğal akmalı ama hayatın üstünde ve dışında bambaşka bir uzamda seyretmelidir. Bir kurgudur, ince hesaptır ama asla bilimsel bir metin olmamalıdır. Her tür uzman söylemi öykünün dışındadır. Mirnanın Elleri bu bağlamda kahramanın ellerini kirli olarak algılamasının hikayesini verirken bir terapi seansına da çok az değinir ama bunu kurgunun altın kurallarını yıkmadan yapmaya çalışır.

Billur_Şentürk

Hikâyeleriniz –şimdilik küçük bir seçki üzerine konuşuyor olsak da– anlatım ve biçim özgünlükleri barındırıyor. Yazmak ile ilişkinizden bahseder misiniz?

Yazmak benim için eksik şeylerin tamamlanmasıdır. Bir acının kısa bir an için bile olsa son bulmasıdır. Bir düşüncenin, bir kelimenin yeniden, yeniden anlam bulmasıdır. Yazmaya görece geç başladım, ama sonra fark ettim ki, bütün bu yıllar boyunca ben hep sessiz kelimelerle, içimden, nefesimle yazıyormuşum.

Hikâyelerinizdeki kirpi-gözbebeği benzetmesi, kirpi-kadın dönüşümü/benzeşimi, örümcek/yazmak vb metaforlar acıyan bedene, örseleyici durumlara dolaylı göndermeler gibi görünüyor. Hikâyelerinizde zihin ve bedenin bir tür gösterimi var. Kaleminizle bir tıbbiyeli gibi insan coğrafyasını dinlediğiniz ve anlamlandırdığınız söyleyebilir miyiz?

Aldığım tıp eğitiminin ve sonrasında çok severek okuduğum psikoloji metinlerinin yazdıklarıma etkisi olmuştur kuşkusuz. Sahip olduğum aşinalık bana bedeni bir kanvas gibi kullanmaya itmiş olabilir. Keza insan ruhunun odaları da pek uzak değil bana.

Eminim dışarıda bıraktığınız hikâyeler vardır. Mirnanın Elleri’ndeki hikâyelere siz bir araya gelin derken neyi düşündünüz?

Bu küçük kitaptaki öykülerin en büyük özelliği yıllardır yakamı bırakmamaları, yazılmayı, yeniden yazılmayı, düşünülmeyi istemeleri benden. Bunu bir ilk kitabın evrimi gibi de değerlendirebilirsiniz. Sonunda hepsine karşı görevimi yaptığımı hissediyorum.

Hikâyelerde soru ve yine soru biçimli güzel yanıtlar benim hikâyeye bağlanmamı sağlar hep. Uçurtma’da da öyle oldu. Bir de hikâyeleriniz için denemelere özgü minik pasajlar var. Okuru kısa bir an durdurmaya ve serbest bırakmaya yarayan. Bu öğeler rastlantısal mı?

Kesinlikle rastlantısal değil. Bu küçük geçişler okura verilmiş nefes durakları. Bir an durup metnin dışına çıkmaya, metinle arasına mesafe koymaya yarayan bilinçli serbestleştirici aralar.

İlk kitabınız isminizi kitapseverlerin bir kenara not etmesini sağladı. Yeni kitap/kitaplarınızı ne kadar bekleyeceğiz?

Kitap yazmak bilinmezlerle dolu bir yol benim için ve galiba da hep öyle kalmasını istiyorum. Bu yüzden plan yapmak benim işim değil. Ama okuyucuyla buluşmanın ne kadar keyifli olduğunu keşfettikten sonra içimden bir ses ikinci kitap çok da uzakta olmayabilir diyor.

Bir Yorum Yazın