Karahindiba Dergi Aralık-Ocak sayısıyla okuyucularını selamladı!

“Üflesen dağılacak bir ülkede varoluş savaşıdır Karahindiba!” diyerek yola çıkan dergimiz Melih Malkondu’nun özel çiziminin yer aldığı kapağında YM Dergi, Notos, Varlık ve artık yayın hayatını sürdürmeyen Sarnıç ve Hayalet Gemi’yi selamladı. Bu güzel edebiyat mahallesinde dergilerin omuz omuza olduğunu vurguladı. Edebiyat karnavalının güzel geçmesi için sahnede yerini aldı.

Karahindibaba_AralıkOcak

Geçen ay ülkemizi ziyaret eden, Uruguay’ın efsanevi lideri, saraysız başbakan Jose Mujica’yı sayfalarına taşıyan Karahindiba, Ferhan Şaylıman’ın Aslında Benim Tek “Ümit”imdi Mujica yazısıyla Mujica’yı okuyucularla buluşturdu. “Ya Herkes Dans Edecek ya da Kimse” sloganıyla edebiyat karnavalında beraberliğin önemini vurguluyor.

Karahindiba Dergi’nin bu sayıda yer alan şairleri ise; Handan Yıldırım, Ahmet Mücahit Bülbül, Cengizhan Genç, Ahmet Keskinkılıç, Kübra Sırmalı, Umut Erdoğan, 2015 yılı Yaşar Nabi Nayır şiir ödülüne layık görülen şair Mehmet Karaca ve 2015 yılı Ali Rıza Ertan şiir ödülü sahibi Fatih Akça. Şiir karnavalında yine okuyucuları büyülü mısralar bekliyor.

Bu sayının en dikkat çekici bölümü ise incelemeleri. Karnaval burada da hâkim. Melike Uzun 50’lerden Günümüze Öykünün Yürüyüşü’nü yazarak son dönemin öyküsüne ışık tuttu. Ercan Dansuk Amerikalı yazar Thomas Wolfe’un peşine düşerek “yaratıcılık ve yazarlık” kavramlarının izini sürdü. Cihan Çınkı Yabancı ve Aylak Adam’da “anlamsızlık” kavramını irdeledi. Hatice Tosun Latife Tekin’de Yoksulluk Üçlemesi dedi. Muhammed Taha Tunç Aşkın Felsefesinde İki Uç: Badiou ve Schopenhaur’ı yazdı. Meral Bahar ise Popüler Kültür ve Kitle Kültürü kavramlarını tartıştı.

Birbirlerinden güzel ve Cortazar’ın sözünden ilham alarak okuyucuyu nakavt edecek öyküleri ve denemeleriyle bu karnavala damgasını vurmayı hedefledi! Bu sayının konuğu ise İbrahim Adıgüzel’in güzel söyleşisiyle okurlarla buluşan Behçet Çelik. “İnsanı yazmaya yöneltenlerin başında özlemleri gelir…” diyerek yazı hayatı konusunda samimi açıklamalarda bulundu ve son kitabı Kaldığımız Yer’den Yıldız Ormanında isimli öyküsünü paylaştı.

Vakıtları Yakalamak İstiyorum: Dünden Yarına Nâzım Hikmet

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi; 1. yaşını 14-15 Aralık 2015 tarihlerinde “Vakıtları Yakalamak İstiyorum”: Dünden Yarına Nâzım Hikmet Sempozyumu ile kutluyor.

Açılış konuşmasını “Romantik Komünist” Kitabı’nın yazarları Saime Göksu & Edward Timms’in gerçekleştirecekleri sempozyuma, Türkiye’den birçok üniversitenin yanı sıra Yale, Harvard, Princeton ve California Santa Cruz üniversitelerinden araştırmacıları da katılacak. Sempozyumun Şairlerin Bakışı: Nâzım Hikmet ve Türkçe Şiirin Serüveni başlıklı kapanış oturumunda ise ünlü şairler küçük İskender, Deniz Durukan,Ömer Erdem, Mahmut Temizyürek, Nazmi Ağıl ve Gonca Özmen söz alacak.

Dünden Yarına Nâzım Hikmet Sempozyumu, kendisini her şeyden önce bir kalem işçisi olarak tanımlayan Nâzım Hikmet’in eserlerini, dünyasını, düşlerini farklı disiplinlerden yaklaşımlarla ele almayı hedefliyor.

14 Aralık’ta Albert Long Hall’de İngilizce oturumlarla başlayacak olan bilgi şöleni, saat 16:30’da açılış programıyla devam edecek. Programda dünya çapında ses getiren Nâzım Hikmet biyografisi Romantik Komünist kitabının yazarları Saime Göksu ve Edward Timms’in konuşması ve “İnsan Manzaralarından Memleketim” adlı şiir-oyun yer alacak.

15 Aralık’ta İbrahim Bodur Salonu’nda saat 10:00’dan itibaren Nâzım Hikmet’in Türk ve Dünya edebiyatındaki yerini karşılaştırmalı bakış açılarıyla tartışan, şairin eserlerini tarihsel ve sosyal bağlamı içinde konumlandıran dört Türkçe oturum yapılacak. Sempozyum 17:30’da küçük İskender, Mahmut Temizyürek, Deniz Durukan, Ömer Erdem, Nazmi Ağıl ve Gonca Özmen’in katılacağı “Şairin Bakışı: Nâzım Hikmet ve Türkçe Şiirin Serüveni” paneliyle sona erecek.

Sempozyum Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Çeviribilim Bölümü ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi işbirliğiyle düzenleniyor.

Katılımcılar: Katerina Clark, Kenan Sharpe, Aslı Takanay, Jill Stockwell, Başak Ergil, Kim Fortuny, Saime Göksu, Edward Timms, Oğuz Makal, Veysel Öztürk, Murat Gülsoy, Nilay Özer, Güven Güzeldere, Seval Şahin, Didem Ardalı, Erkan Irmak, Murat Narcı, Halim Kara, Ömer Faruk Yekdeş, Duygu Köksal, Mehmet Fatih Uslu, Yalçın Armağan, Gülce Başer, küçük ,iskender, Deniz Durukan, Ömer Erdem, Mahmut Temizyürek, Nazmi Ağıl, Gonca Özmen

Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Geçtiğimiz sezon toplam 9 ödülle yılın en çok ödül alan oyunu, Brecht’in savaş döneminde yazdığı “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”, Akatlar Kültür Merkezi’nde…

Sekiz oyuncunun yaklaşık otuz altı farklı kişiyi dönüşümlü bir şekilde oynadığı, müziklerin yine oyuncular tarafından, akapella (insan sesi) ile yapıldığı, Epik Tiyatro’nun özüne uygun, çağdaş bir yorumla sahneye koyulan bu oyunla, seyirciye, baş döndürücü bir tempo ve coşkuyla, eğlenceli bir biçimle, alışılagelmişin dışında bir tiyatro lezzeti sunmak amaçlanıyor.

Oyunda, Bertolt Brecht’in sözleriyle bir öykü anlatılıyor, tiyatro sanatının yaratıcı sahnesinden. Öykü Arturo Ui’nin dillere destan yükselişini anlatır. Peki kimdir bu Arturo Ui? Bir gangster mi, bir kahraman mı? Yükselmek için her yolu deneyen bir politikacı mı? Her yaptığı yanına ve cebine kar kalan bir işadamı mı? Yoksa yalnızca bir maceracı mı? Ne fark eder? Çünkü Arturo Ui bir kişi değil. O yalnızca bir çerçeve. Büyük ve küçük çıkarların yan yana gelmesiyle oluşan bir resim çerçevesi. Çerçevenin içindeki resimler değişebilir, değişti de. Dün değişti bugün değişiyor ve yarın da değişecek. Tıpkı insanlık tarihi boyunca dünyanın başına bela olan pek çok resim gibi. Hitler mesela; kim diyebilir ki ya da hanginiz diyebilirsiniz ki Hitler olmasaydı onca yıkım, kıyım olmazdı. Emin olun o olmasaydı da o çerçeve boş kalmazdı. İşte bu yüzden;”Kişilerin yoktur bir önemi, çerçevelerdir var eden o dönemi.” Alın işte yan yana koyduk iki hikayeyi…

“Ama siz de görün resmi değil
Onu içine alan çerçeveyi.”

Yazan: Bertolt Brecht
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: Ümit Aydoğdu
Süpervizör: Serdar Akar
Müzik Direktörü: Oktay Köseoğlu
Dekor Ve Kostüm Tasarım: Barış Dinçel
Işık Tasarım: Yüksel Aymaz
Oynayanlar: Aşkın Şenol, Ayça Koyunoğlu, Berk Yaygın, Çetin Kaya, Deniz Özmen, Fatih Koyunoğlu, Gökhan Azlağ, Neslihan Arslan

Akustik Seri: Doğan Duru & Aylin Aslım

Doğan Duru Akustik Seri Konserleri, Bronx Pi Sahne’de devam ediyor.

Benzerlikler kadar farklılıkların da değerli olduğu bir dönemde, sahnede yeni ve özel bir tecrübeyi paylaşmak, başka duygulara, başka ses ve nefeslere ulaşmak için Doğan Duru’dan özel bir proje: “Akustik Seri Konserleri”… Birbirinden önemli isimlerle gerçekleştirilecek konserler dizisi, 16 Aralık Çarşamba gecesi,müzik dünyasının güçlü kadın vokallerinden Aylin Aslım ile devam ediyor.

Doğan Duru ve müzisyen dostlarının, sahnede, içlerinde çalan şarkıları seslendirecekleri, zaman zaman diledikleri gibi sohbet edecekleri bir performans projesi olan “Akustik Seri Konserleri”, aynı zamanda bir blog sayfası üzerinden de takip edilebilecek. Farklı seslerin, fikirlerin ve düşlerin içinden, benzersiz bir duygu keşfetmeye hazırsanız, siz de bu blog sayfasında yorumlarınızı paylaşabilir, provalara ve konserlere dair videoları, yazı ve fotoğrafları takip edebilirsiniz.

Doğan Duru: “Müzik kendi içinde suslar barındırsa da müziğin susturulamayacağını gelin hep birlikte ifade edelim. Çok güzel isimlerin, çok güzel insanların katılımıyla, Bronx Sahne’de gerçekleşecek olan Akustik Seri Konserleri’nde, sahneyi bu defa Aylin Aslım ile paylaşıyoruz”.

Beyaz Ekran Kara Delik

Ayşe Erkmen ve IRWIN’in katılımıyla gerçekleştirilecek “Beyaz Ekran Kara Delik” sergisiyle siyah kare’nin içimize düşürdüğü ışıkların izini süreceğiz.

Beyaz Ekran Kara Delik

SANATÇI: Ayşe Erkmen, IRWIN

Sanatçılar: Ayşe Erkmen, IRWIN

Kavramsal çerçeve: Norgunk

Hazırlayanlar: Seda Ateş, Ayşe Orhun Gültekin

Rengin, piktüral yüzeyin başlıbaşına form olarak ortaya konması sanat tarihindeki en radikal kırılmalardan birine yol açmıştır. Bundan tam yüz yıl önce, 1915 yılının Aralık ayında St. Petersburg’ta Madam Dobiçina’nın galerisinde açılan “0,10. Son Fütürist Tablolar Sergisi”nde Kazimir Maleviç, kendisine ayrılan bölümde, hiçbir nesnel göndermesi olmayan, doğrudan renk alanlarıyla düzenlediği, safi soyut (non-objective) tuvalleri duvara astığında, bütün formların 0 derecesine eriştiğini ve ötesine geçtiğini ilan etti. Maleviç’e göre bu, samimiyetin sanatının yerine hakikatin sanatını koymaktı.

Bütün bu estetik ve teorik söylemin ötesinde, Maleviç’in bu sergi için yaptığı ve diğer resimler gibi doğrudan duvara değil de tavanla iki duvarın birleştiği köşeye bir ikona gibi astığı “Siyah Kare” 0,10’un en çok tartışılan eseri olmuştu. Orası kutsal figürlerin yeriydi, beyaz zemin üzerine boyanmış siyah bir dörtgenin değil.

Aslına bakılırsa, bu sergiden iki yıl önce bir opera sahnesinde “güneşi zapt edenlerin” mekanı olmuştu “Siyah Kare”nin ilk taslakları, şimdi bir kara güneş olarak kendi doğumunu duyuruyordu 0,10’un odalarından birinde. Bugün, Ariel Sanat olarak, o doğumun 100. yılında, yine sancılı bir dünyada, Ayşe Erkmen ve IRWIN’in katılımıyla gerçekleştirdiğimiz “Beyaz Ekran Kara Delik” sergisiyle siyah kare’nin içimize düşürdüğü ışıkların izini sürüyoruz.

Ayşe Erkmen çeşitli boyutlardaki dairesel siyah tuvallerin yanı sıra renklerin ve kalplerin karşılıklı etkileşimini işlediği 12 dakikalık bir video ile yer alıyor sergide. Sloven sanatçı grubu IRWIN ise 1992 yılında gerçekleştirdiği ünlü “Black Square on the Red Square” performansının filmiyle selamlıyor “Siyah Kare”nin 100. yılını.

Bir Yorum Yazın