Geleceğe olumlu bakmak mümkün mü? Bu soruyla yola çıktığımızda geçmişi de sorgulamadan edemiyor insan. En azından son yüzyılda insanoğlunun geçip geldiği ayak izlerini takip ettiğimizde ortaya çıkan sonuç pek parlak görünmemekte. Yaşanan savaşlar ve küresel kıyımlar, sanayi devrimlerinin verdiğinden fazlasını götüren orta ve uzun vadeli etkileri, günümüze gelindiğinde bir çok yan tesiriyle ortada. Sömürgeleştirme, petrol ve  inançlar üzerinden yürütülen her türlü kirli oyun artık neredeyse doğallaşmış durumda.

Distopya, kabaca herşeyin kötü olduğu, düşünsel mekân veya durum olarak tabir edilirse bütün bunların toplamı bir distopya değil midir?

Herşeyin gerçekliğini yitirdiği bir süreçten geçiyoruz. Asıl amacından sapan şeytani fikirlerin saygınlaştığı deli saçması bir zaman diliminin tam ortasında yer alıyoruz. Doğal kaynaklar süratle tükenirken, küresel ısınma ve iklim felaketleri kapıya dikilmişken, bir yandan da düşük ve orta gelirli ülkelerin yaşadığı risklerden bahsedilen ekonomik forumlar düzenleniyor ardı ardına. Fikir özgürlükleri bakımından iç karartıcı tablolar, toplumsal kutuplaşmalar ve hemen hiç bir yerde kendini güvende hissedememe hali.

Aslında distopik bir kurgu içinde yaşamıyor muyuz?

Herkesin söyleyeceği birçok şey var ve olmalı da fakat bugün söylediklerine kulak vereceğimiz kişi Thrash Metalin mucitlerinden Dave Mustaine. Megadeth’i kurduktan sonra ve özellikle ikinci albüm müstesna ‘Peace Sells… But Who’s Buying?’ ile birlikte bu sorunlara işaret etmeye de başlıyor. 86 tarihli albümün isim şarkısında da bahsettiği gibi ‘barış satılıyor, fakat alan kim?’.

Müzikal dehasının yanı sıra bu özelliğiyle de her zaman farklı yeri olan bir kişilik ve bir Thrash Metal ikonu Dave Mustaine. Megadeth’in ‘Peace Sells’ ile birlikte ‘So Far, So Good… So What’ ve muhteşem ‘Rust in Peace’ albümleri zaten dehasını tüm dünyaya ispat ettiği kült yapımlar olarak belli bir saygınlık mertebesindeki yerlerini korumaktalar.

Bugüne kadar yaptığı on dört albüm, birçok eleman değişikliği ve süper egosuyla gündemden hiç düşmeyen Dave Mustaine bu kez kadim dostu bas gitarist David Ellefson’un yanına gitarda Angra’dan Kiko Loureiro ve davulda Lamb of God’dan tanıdığımız Chris Adler’i alıyor. Evet, bir araya gelen kadro kulağa hiç fena gelmiyor.

Bütün bu kaotik debelenmenin, şiddet ve korku eksenli yeni dünya düzeninin dişleri arasındayken Megadeth kendi Dystopia’sının kapılarını açıyor. Söyleyeceği çok şey olduğu gibi lafını esirgememekten de bir adım geri atmıyor. Albümden ilk yayımlanan parçalar ‘Fatal Illusion’, The Threat is Real’ ile ‘Dystopia’ oluyor ve afiyetle dinliyoruz. Öncelikle son dönem Megadeth albümlerinin daha ilerisinde olduğunu düşünüyorum. Yine karakteristik Megadeth gibi tınlayan, dinlenildikçe kariyerlerinin iyi bir sıralamasında kendine yer bulacak sıkı bir çalışma olduğu ortada. Teknik ve melodik derinlikli, sapasağlam beste yapılarıyla, dikkatle okunması gereken başlıklar bırakıyor başucumuza. Bize de bu başlıkların altını doldurmak düşüyor.