Black Metal evreninin doksanların ortalarından bu yana Polonya topraklarında yükselen değeri Behemoth. Yayımladıkları on uzun metrajlı albüm ve küresel boyutta hatırı sayılır hayran kitlesine sahip, dediğim dedik, ağır abiler topluluğu. Ekibin başını çeken karakter olarak da Adam Darski namıdiğer Nergal bir o kadar farklı bir kişilik olarak bu karanlık evrenin mühim simalarından.

Bir süre önce dikkat çeken mevzulardan biri Nergal’ın solo projesini açık etmesiyle başlıyor. Folk, country ve blues ekseninde hayata geçireceği oluşum büyük kesim özellikle de metal müzik hayranı ve topluluğun sıkı takipçileri tarafından oldukça tedirginlikle karşılanıyor. Hani, nereden çıktı şimdi bu iş gibilerinden konuya mesafeli yaklaştığı belli olan birçok yorum dönüp duruyor.

Bir yandan da müzik hayatı biraz da böyle birşey olsa gerek. Kişinin içindeki değişimlere kulak vererek veya dinleyip etkilendiği diğer türler üzerinden de farklı anlatımlarda bulunmaya kalkışması mümkün. Bu bir taraftan da üzerine ateşten gömlek giymeyi kabullenmeyi de beraberinde getiren bir durumu da ortaya çıkarıyor. Herhangi bir müzik türünde marka haline gelmiş kişiliklerin bu tip farklılıklara gitmesi dinleyici nazarında hemen kucak açılabilecek bir karşılık bulmuyor.

Açıkçası Nergal’ın black metal evreninde kapladığı hacim göz önünde bulundurulursa ortaya çıkacak müzikal farklılığın ne tür renkler barındıracağını merak edenlerden biriydim. Kaldı ki artık eski defterleri kapattım ya da işte bu benim yeni dünyam diyen biri de yok karşımızda. Arada böyle farklı fırçalar ve malzemeler kullanmak yaratıcılık üzerinde de olumlu izler bırakacaktır.

Yakın zamanda albümden parçalar ortaya çıkmaya başladığında gözlemlenenlerin başında içerik özelliği geliyordu. Lirik olarak yine karanlık kuytuların esrarı üzerine kafa yoran ve bu doğrultuda da sivri bir lisan kullanmaya devam ediyor Nergal. Ayrıca ağır abilik mevzusundan da taviz vermeyi düşünmediği açık.

Proje ortağı olarak yanında hayli tecrübeli bir isim olan John Porter var. Porter İngiltere doğumlu Polonyalı şarkı yazarı ve gitarist, yetmişlerin sonundan bu yana sürekli üreten bir isim. Durum böyle olunca “Me and That Man”deki “That Man” mevzusunda doğal olarak dikkatler onun üzerinde yoğunlaşıyor. Fakat alternatif bir düşünce oluşturacak olursak Nergal bu yeni oluşum çerçevesinde içindeki diğer benliği de işaret ediyor olabilir. Kim bilir?

İçindeki diğer benlik demişken, ilk dinlediğim andan itibaren Nergal’ın içinden çıkan Nick Cave ile karşılaşıyoruz demekten kendimi alamıyorum. Ayrıca albüm ismi olarak seçilen “Songs of Love and Death” ilk başta bir Leonard Cohen algısı da yaratıyor.

Açılış parçası “My Church is Black” müzik türü ve enstrüman farklılığı olsa da rengini ve tarafını oldukça belli ederek albümün de sözcülüğünü üstleniyor. “Nightride”, “Better The Devil I Know” ve “On The Road” serseri tavırlı yol parçaları olarak gospel ve karanlık bir blues temeline oturtulmuş. “Cross My Heart And Hope To Die” benim için çalışmanın en parlak işi. Nick Cave parçayı dinlediğinde ne düşünür diye içimden geçirmeden edemedim. Yorumdaki vurgular, nakarat bölümü ve sonlara doğru eşlik eden çocuk korosu atmosferi gayet iyi izah ediyor.

Robert Rodriguez ve Quentin Tarantino imzalı “From Dusk Till Dawn”dan sahnelerin zihinde canlanmasına sebep olan “Of Sirens, Vampires And Lovers”, “Voodoo Queen” ve “Love & Death” çalışmanın diğer hoşsohbet üyeleri. Bir klasik country parçası olarak “One Day” ve güneyli rüzgârları arkasına alan blues çalışmaları “Shaman Blues”, “Magdalene”, “Get Outta This Place” ve kapanışı hakkıyla yerine getiren ağır atmosferli “Ain’t Much Loving” öyküyü biraz da buruk tonlarda sonlandırıyor.

“Songs Of Love And Death” melankolik olduğu kadar gotik ve hüzünlü yüzeylerle de temasa geçiyor. Folk, country ve blues’un dizlerine uzanmış dinlenirken aklından geçen karanlık öyküleri açığa çıkarıyor. Ruhu Behemoth’un kara evrenine yakın olsa da adımladığı yol toz, toprak, yırtıcı hayvan ve kaktüslerle kaplı. Manzara böyle olunca da hayli fantastik bir serüven çıkıyor ortaya.
Nergal’ın kendi adına gerekliliğinden bahsettiği gibi müzikal hayatının uç noktalarını dengelediği aşk ve ölüm şarkıları aklınızın bir köşesinde bulunsun.