Seksenlerin sonu doksanların başında Death Metal için öylesine uygun bir ortam oluşmuştu ki konuya bundan daha cerrahi dokunuşlar yapan bir müzik dalı düşünülemezdi. Seksenlerde Metal zirve yaparken bir alt branş olarak ortaya çıkan Death Metal ortamların hakimiydi artık.

Peki, toplumsal olarak nereye denk geliyordu bu dönem?

Körfez savaşı ve ilk defa bombardıman sahnelerinin Tv’den evlerimizin salonlarına kadar girdiği talihsiz dönem. Ama merak etmeyin bu sadece bir dönemin başlangıcıydı. Artık yeni bir çağ yaşamaya hazırlanıyorduk ve Tv başından kafamızı kaldırmadan yaşamamız yetecekti bunun için.

Ölüm giderek daha normal bir olgu haline geliyor o zamandan başlayarak kayıp sayılarına göre önem sıralaması yapılan haberlerle başbaşa kalıyorduk. Death metal ise bu devri yaşayan bir nesilin anlattıklarının, bunu yaparken de çeşitli tayziklerle ve müziği en güçlü şekilde kullanarak aktardıkları bir ifade şekli olarak dikkat çekiyordu.

Savaşlar, dibe vuran ekonomik sistemler, içi boşaltılan eğitim anlayışı, işsiz kalabalıklar, olabildiğince sağlıksız besin maddeleri, hastalıklar ve ticarethaneye dönüşen tıp hizmetleri. Tüm bunlar şiddetle hayatımıza girip bugün hâlâ en sert sahnelerini yaşadığımız bir o kadar da mahkum olduğumuz hayat gerçekleri oluyorlardı. Ne anlatıyor bu adamlar derken gözümüzün önünden geçmesi gerekenler, daha doğrusu yaşadıklarımız bunlar oluyordu.

Dünya genelinde birçok topluluk Metal ve Death Metal bayrağı altında kendi anlatım şeklini yaratırken ülkemizde de tüm bu olup bitenden geri kalmayan gruplar kendi aktarımlarını geliştiriyorlardı. Zira yaşadığımız coğrafya bunun için gayet elverişli bir zemin sunuyordu. Mantık sınırlarını zorlayan o denli saçmalık vardı ki bunları aktarmak konusunda en iyi araçlardan biri kuşkusuz Death Metal olacaktı.

Günümüzde de ne dünya düzeninde bir değişme ne de iyileşmeye yönelik bir adım var.

Geçtiğimiz günlerde artık hızla eski günlerini yaşamaya başlayan Beyoğlu, bir Cumartesi akşamında Death Metal kalabalığının omuzlarında yükselen bir geceye şahit oluyordu.

Söz konusu gece, Extreminal.com’un bu müzik dalına kazandırdığı içerik ve organizasyonların 15.yıl kutlaması kapsamında, ülke ekstrem Metal sahnesinin Ankaralı iki  kilometre taşı grubu Cenotaph ve Carnophage’ın merhametine bırakılmıştı.

Öncelikle etkinliğin ev sahipliğini yapan Rock’n Rolla Live’ın açıldığı günden bu yana Beyoğlu canlı müzik sahnesi için önemli bir ivmenin kaynağı olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Mekanın adı Metal müziğin nefes almasını sağlayan mekanların en başına yazılacaktır.

Konser öncesi mekan önü sohbetleri gecenin hayli kalabalık geçeceğinin ve hararet seviyesinin üst düzeyde olacağının sinyallerini veriyordu. Ta ki, “Carnophage çıkmak üzere” uyarısıyla içeri doğru bir göç dalgasının başlamasına kadar.

İçeri girdiğimde Carnophage sahnede yerini almıştı bile. Dikkatimi çeken ilk detay vokal Oral Akyol’un yeşil fontlarla ışıldayan “Cassovia Deathfest” tişörtü oluyor. Son albümleri “Monument”i kaç kez dinlediğimi sayamadığım grup şüphesiz bu kulvarın en iyilerinden. Oral’ın tartışma kabul etmez vokal tekniğinin yanında sahne hakimiyeti ve özellikle mimikleri ile şarkıları yaşarken dinleyiciyi de bunun içine katması görülmeye değer. Zaman zaman sahneye sığmayan enerjisi grup elemanlarının fiziki olarak da hissettiği temaslara dönüşüyor.

“Bir Cumartesi gecesi, Beyoğlu ve Death Metal konseri” derken memnuniyetle karışık bir şaşkınlık ifadesi yüzünden okunuyor. Konsere katılım hayli yoğun derken, çevre şehirlerden hatta Uşak’tan dahi gelenlerin olduğunu görmek bu Metal kavramının sadece bir müzik akımı olarak tarif edilemeyeceğini bir kez daha ispatlıyor. Birçok şehir ismi havada uçuşurken, Tekirdağ Muratlı’dan gelenleri de unutmamalı. “Ülkede sanayi devrimini biz yaptık” derlerken sadece bir espri değil Muratlı’nın sosyo-ekonomik vaziyetini de özetliyorlar âdeta.

Oral, bir ara geçen Avrupa turnesinden bahsederken konu turnenin İngiltere ayağına ve vize konusunda yaşanan probleme geliyor. İşte tam da burada az sonra sahneye çıkacak Cenotaph vokali Batu’nun turneye devam ettiğinden bahsedip  Batu’yu sahneye davet ediyor. Parça devam ederken Oral’ın kendini seyircinin ellerine bırakması ve devamında ön saflarda şarkıya eşlik etmesi akılda kalan kareler oluyor.

Carnophage’ın şahane performansı sonrası verilen arada, dışarıda henüz başlamış yağmur eşliğinde nefeslenirken etrafıma bakıyorum da herkes halinden memnun ve bu işlerin daha da artmasıyla ilgili görüş belirtenlerin sayısı hayli fazla.

Bu kez Cenotaph için giriyoruz içeri. Ön safların enerjisinde bir eksilme yok. Bir Metal konserinden ne beklerseniz seyircide bunun fazlası var. Circle, stage diving, mosh pit. Hatta bazı stage diving denemelerinin dozu kaçıyor mu ne! Sahneden atlayan neredeyse eller üzerinde mekândan dışarı kadar taşınıyor.

Cenotaph’ın kuruluşu 1994 yılına kadar uzanıyor. Yakın zamanda ilk albüm “Voluptuously Minced” tekrar basılırken, yeni albüm “Perverse Dehumanized Dysfunctions” ile de ortalığı sallamaya devam ediyorlar. Tıpkı şu an sahnede yaptıkları gibi. Vokal Batu önemli bir değer. Teknik detayları fena, konserin bir bölümünde çıkardığı sesleri takip ederken buluyorum kendimi. Death Metal’in ülkedeki öyküsünde büyük emeği var Cenotaph’ın. Defalarca seyretmek lazım onları, kaçırmamalı nerede olursa.

Konser sonrası kapı önünde Carnophage Oral ile sohbet imkânı yakalıyoruz. Konuşmasından, gözlerinden yayılan kıvılcımlardan dahi müziğe olan tutkusunu hissetmek mümkün. Önümüzdeki süreçte yeni albüme odaklanacaklarının haberini verirken nasıl bir albüm olacağını satır aralarından sezebiliyorum. Heyecanla bekleyeceğiz.

İşte Death Metal bunu yapıyor.

İzin veriyor, cani kurtçukların içimizi kemirmesine, masaya yatırıyor, bıçak kemiğe dayandı dercesine neşterle atıyor çiziği ve yüzümüze vuruyor iç organlardaki fikirsel ve yaşamsal tahribatın boyutlarını. Otopsi raporu misali nihai değerlendirme raporunu bırakıyor başucumuza. Tüm bu gerçekler karşısında çırılçıplak kalmak için kusursuz bir yol açıyor.

Geceye ve bu özel organizasyonlara verilen emekleri gördükçe, katılan grupların sahneye damlayan kan ve terine şahit oldukça, mekânı dolduranların desteğini hissettikçe bu Metal kavramının sadece bir müzik akımı olarak tarif edilemeyeceğini bir kez daha görüyorum.

Ve her defasında yeniden seviyorum kulağımdaki uğultuyu.

fotoğraflar: Esra Atakan

Bir Yorum Yazın