Maymunlar Cehennemi serisi, Zoo Tv dizisi gibi yapımlar hayvanların bir nedenle evrim geçirerek daha zekileşmelerini ve insana başkaldırısını anlatıyorlar. Peki hiç düşündünüz mü, gerçekten de dünyanın hakimi insanlar yerine hayvanlar olsaydı ne olabilirdi? Daha mı iyi olurdu yoksa  daha mı kötü?

Doğaya, çevreye, diğer tüm canlılara en büyük zararı insanların verdiği göz önüne alındığında hayvanların iktidarının gezegenimiz için çok daha iyi olabileceğini öngörmek mümkün. Elbette George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği’ndeki domuzlarda bahsetmiyorum. Onların insanlardan çok da farkı olmazdı muhtemelen.

Olası bir hayvanlar iktidarında, okuduğumuz ya da izlediğimiz kurguların etkisiyle maymunların ön planda olması beklenir. Ancak genel kanının aksine maymunlardan daha başka türlerin kontrolü ele geçirmesi daha büyük bir olasılık. Zira birçok başka canlı türü çok daha ileri zeka örnekleri sergiliyor.

Deneylerde ahtapotların da problemleri çözmede kısa ve uzun süreli hafızaya sahip oldukları ortaya çıktı. Ayrıca farklı şekil ve samboller arasındaki farkları da öğrenebiliyorlar. Ahtapotlar aynı zamanda omurgasızlar arasında nesneleri kullanabilen tek  canlılar. Hindistan cevizi kabuklarını kullanarak sığınacak bir yuva yapabildikleri de gözlemlenmiş.

Batıl inançlarda açıkgöz ve hilekar olarak yer alan kargalar gerçekte çok zeki yaratıklar. Nesne kullanımı, gizlenme ve mevsimlik yiyecek stoklayabilme yetenekleri, hafızalarında tutabildikleri tecrübelerini geleceğe dönük kullanabilmeleri ile oldukça ilgi çekiyorlar.

Yeni Kaledonya kargalarının kesici nesneler yardımıyla ağaçlardaki sert kabukluları kesip, araçların geçtiği caddelere düşürdüğü gözlemlenmiş. Araçlar üstünden geçince kabuk kırılıyor ve yemişini kolayca yiyebiliyorlar.

Yakın tarihli araştırmalar kargaların insan yüzlerini ayırt edebildiklerini gösteriyor. Üstelik bu yüzleri yıllarca hatırlayabiliyorlar. Yani bir kargayla dalaşmadan önce iki kez düşününün.

Kargalar

Yunusların da gerek komplike sosyal davranışları, gerekse oldukça gelişmiş bir dile sahip olmaları dikkat çekiyor. Ayrıca öğrenme yetenekleri de oldukça ileri.

Leicester Üniversitesi paleobiyolojistlerinden Jan Zalasiewicz ise insanın rekabeti elimine etmedeki başarısı nedeniyle başka bir türün bu gelişmeyi gösterebilmesinin pek mümkün olmadığını söylüyor.

İnsanların salgın hastalıklar, biyolojik silahlar, savaşlar, iklim değişikliği nedeniyle birbirlerini yok etmeleri durumunda dahi yeni bir türün bilişsel yeti geliştirebilmesinin milyonlarca yıl süreceği ise genel bir kanaat.

Yeryüzünde hemen her ilkim ve ortamda yaşamını sürdürebilen farelerin milyonlarca yıllık evrimle zekalarını dünyayı yönetecek kadar geliştirebilecekleri bir spekülasyon şimdilik.

Domuzların problem çözme becerisi daha akıllı sandığımız köpeklerden çok daha ileride. Yapılan bazı araştırmalarda domuzların aynanın nasıl işlediğini anladıklarını ve yansıyan görüntüyü de kullanarak çevrelerindeki yiyecekleri bulabildiklerini gösterdi.

90’lardaki deneylerde, bir ekran üzerindeki imleci burunlarıyla hareket ettirerek tanıdıkları karalamaları ilk kez gördüklerinden ayırabildikleri gözlemlendi. Bunu şempanzelere göre çok daha hızlı çözümlediler.

Domuzların da gelişkin bir sosyal yapıları ve zekaları olduğunu ve nesnelerin kullanımı da becerebildiklerinden böylesi bir evrim geçirme ihtimalinden bahsediyor  Zalasiewicz (Orwell’e selam olsun).

Ancak  Zalasiewicz – “gerçekçi olmak gerekirse”- insana en büyük tehdidin doğal yollarla evrim geçirecek bir canlıdan ziyade yapay zeka olduğunu söylüyor

Daha ilginç ve belki de tehditkar bir olasılık da bakterilerin baskın tür olmaları. Cornell Üniversitesi profesörlerinden  Robert J. Sternberg “vücut ağırlığımızın büyük yüzdesi zaten bakteriyel” diyor, “bizden daha hızlı çoğalıyor ve daha süratli mutasyon geçiriyorlar. Bizden çok önceleri vardılar ve bizden sonra da var olacaklar.”

Dünyayı kontrol etme konusundaki rekabette karıncaları önde görenler de var elbette.  Washington Smithsonian Enstitüsü’nden  etnomolojist Mark W. Moffett “karıncalar halühazırda dünyayı kontrol ediyorlar” diyor. Moffet’e göre son derece büyük bir karınca nüfusu var ve toplam ağırlıkları insanların toplam ağırlıklarını kat kat aşıyor. Ayrıca geleneksel “askeri kuralları” son derece disiplinli uyguluyorlar. “Süper askerlerini” geliştirmek için topluluktaki zayıf bireyleri koloni dışına iterek sürekli ileri dönük bir gelişim sağlıyorlar.

Bu stratejilerinde de başarılı oluyorlar. Örneğin Afrika asker karıncaları, milyonlarcasından oluşan 30 metrelik bir sürü meydana getirebiliyorlar. Bu devasa sürü küçük ama son derece keskin dişleriyle bir ineği (ki potansiyel insan da olabilir) dakikalar  içerisinde yok edebiliyor. “İşte bu nedenle Afrikalı kadınlar bebeklerini yataklarında bırakmıyor ve sırtlarında taşıyorlar” diye ekliyor Moffet.

Arjantin Karıncası’nın ilk kez 1910 yılında tren seferleriyle Californiya’ya geldiği düşünülüyor. Şimdi Californiya’da bir süper koloni halindeler ve Meksika’da da aynı şey olmak üzere. Ayrıca Moffet’e göre karmaşık problemleri çözebilecek zekaya sahipler: “karıncaları tek tek beyninizdeki nöronlar gibi düşünebilirsiniz. Tek başlarına fazla Bir şey ifade etmezler, ama birlikte büyük işler başarabilirler”.

Görüldüğü üzere insanlar başka konularda olduğu gibi bu konuda da anlaşamıyorlar. Farklı görüşler, farklı “favoriler” var.

Bana sorarsanız kedileri tek geçerim. Üstün atletik yetenekleri, zekaları, görme, duyma becerileri, katil güdüleri bir yana, sabır ve kararlılıklarına hayranım. Bir kedi birşeyi yapmak isterse başarana kadar sabredecek, inat edecek ve zorlayacaktır. Bu dünyayı ele geçirmek olsa bile…

Bir Yorum Yazın