Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

VE BİR PARS HÜZÜNLE KAYBOLUR – FARUK DUMAN

“Kuş sesleri yükseliyordu topraktan. Belki taşların içinde toprak rengi kanatlar beliriyordu. Bir yürek gürültüsü, bir korku işareti. Oysa insan yeryüzünün bunca korkuyu nasıl olup da taşıyabildiğini asla anlayamaz. Elbette, bu korkunun yükselişini, böylece vücudunun bir yerinde, bir uzuv gibi aklınca yaşamaya başladığını…”

Bir gencin, yüksekokulu yarıda bırakıp askerliğini yaptıktan sonra çocukluğundaki kasabaya dönüş hikâyesi bu. Ormanda bir görünüp bir kaybolan parsın ardından gidişinin hikâyesi. Faruk Duman ormanda hiç kaybolmayan sisin içinden, o kendine has diliyle düşle gerçeği iç içe geçiriyor; insana, doğaya, yaşamın gücüne dair kuvvetli bir anlatı sunuyor okura…

GOLEM-KARANLIK KİTAPLIK – GUSTAV MEYRİNK

“Uzun zamandır karşıma çıkan en muhteşem tuhaf kurgu eseri.”

– H. P. Lovecraft –

Gustav Meyrink, başyapıtı Golem’de hafızalardan silinmiş bir dünyayı betimler. Yüzlerce yıl öncesine dayanan folklorik bir efsaneyi yirminci yüzyıl Prag’ının ara sokaklarına, karanlık geçitlerine, gettolarına özenle yerleştirir. Öyle ki ortaya en az onunki kadar kasvetli olmakla birlikte, çağdaşı Kafka’nın kentinden farklı bir Prag çıkmıştır. Almanca korku ve fantastik edebiyatının temel taşlarından olan Golem, bir yanılsamalar labirenti şeklinde varoluşa, felsefeye ve psikolojiye değin uzanır.

Taş kesim ustası Athanasius Pernath, getto hikâyeleri dinlerken bir anda kendini bu hikâyelerin içinde bulur. Çehresini bir türlü anımsayamadığı garip bir adamın verdiği kadim büyü kitabıyla Prag’ın gizemli tarihinde, ışıksız mağaralarında her nesle musallat olan Golem denen yaratığın peşine düşer. Rüya ile gerçek, bugün ile tarih birbirine girmiştir. Bu sırada Yahudi Mahallesi, ustaca planlanmış bir intikam planına sahne olmaktadır. Golem’in yine görüldüğü söylentisi bütün kentte duyulmuştur.

Varoluşun güvenilmezliği Golem’in gezdiği sokakların ürpertisiyle buluşuyor…

ŞİİR DÜNYADAN İBARET: NAZIM HİKMET ÜZERİNE YENİ ÇALIŞMALAR – OLCAY AKYILDIZ, MURAT GÜLSOY

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin öncülüğünde Olcay Akyıldız ve Murat Gülsoy’un hazırladığı, Nâzım Hikmet’in sadece şiirine değil tüm alanlardaki üretim ve faaliyetlerine odaklanan Şiir Dünyadan İbaret: Nâzım Hikmet Üzerine Yeni Çalışmalar kitabı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayımlandı.

“Şiir dünyadan ibaret” diyen Nâzım Hikmet, edebiyat serüveninin en başından itibaren her şeyin şiire mevzu olabileceği düsturuyla yazdı. Bu bağlamda Benerci Kendini Niçin Öldürdü? şiirinde ifade ettiği gibi gereksiz sanatlara başvurmadan “güneşin güneş gibi yükseldiği”, sözünü doğrudan söyleyen dizeler yazarken aşka, doğaya, teknolojiye, siyasete, tarihe dair meseleleri farklı sanat dallarından taşıyıp getirdiği deneysellikle harmanlayarak her zaman güncel kalabilen eserler verdi. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi de bu çeşitliliği ortaya koyabilmek için Nâzım’ın sadece şiirine değil tüm alanlardaki üretim ve faaliyetlerine odaklanan bir kitap hazırladı.

“-Şiir bunlardan mı ibaret yalnız, Doktor Bey?”
“-Şiir dünyadan ibaret.
​Ve bugünkü dünyada yalnız bu dediklerim anlatılmaya değer.”

YILDIZLARIN ÖRTÜSÜ YOKTUR – MARCUS AURELİUS

Marcus Aurelius’un Şadan Karadeniz tarafından Türkçeye çevrilen Düşünceler eserinden Filiz Özdem’in yayıma hazırladığı seçme denemelerden oluşan Yıldızların Örtüsü Yoktur, Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlandı.

İS 121-180 yılları arasında yaşayan ve “filozof imparator” olarak anılan Roma imparatoru Aurelius, devleti her şeyin üzerinde tutan Yunan anlayışının yerine aklı, ahlakı ve hukuku koyarak yönetim anlayışında kökten bir tavır farklılığı yaratmıştır. Aurelius’a göre Tanrı, öz, yasa, hakikat tektir, ortak us tektir, bu nedenle de bütün insanlar eşittir. Evrende her şey birbirine bağlıdır. Aurelius, İlkçağ filozofu Herakleitos’un “her şey akar, değişir” sözünün etkisiyle, “Tek sözcükle, bedenimize ait olan her şey akan bir ırmaktır, ruhumuza ait olan her şey de salt düş ve yanılsamadır; yaşamımız yabancı bir ülkede savaş zamanı ve yolculuktur, ölümden sonraki ünümüz ise unutuluştur. Bize koruyacak ne kalıyor geriye? Tek, biricik şey, felsefe” diyerek zamanın geçip gittiğine, insan ömrünün kısalığına ve gelgeçliğine sık sık vurgu yapmıştır.

Ünler, namlar, sahip olunan her şey de gelip geçicidir; bu sebeple insanın erdemli yaşaması, hayatını anlamlı kılan en önemli ölçüttür. Bu yanıyla Aurelius’un genelgeçer, zamanlarüstü bir özü olan düşünceleri yüzyıllar boyunca büyük ilgi görmüştür. Ne de olsa vurguladığı, insanın kendisini tanıma sanatıdır. İnsanın olduğu ve olmak istediği üzerine, felsefe ve doğal güdüler, teori ve pratik üzerine bir bilgelik denemesidir. Madalyonun iki yüzüne birden bakma arzusudur.

KELİMELERİN KIYISINDA/TÜRKİYE’DE KADIN ÇEVİRMENLER – KOLEKTİF

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nün doktora programında Şehnaz Tahir Gürçağlar’ın rehberliğinde başlayan ve Cumhuriyet tarihinin özellikle birinci ve ikinci kuşağının önde gelen kimi yazılı ve sözlü çevirmenlerini kapsayan betimleyici tarih çalışması Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler, İthaki Yayınları etiketiyle 5 Temmuz’da raflardaki yerini alacak.

Konusu açısından Türkçede bir ilk girişimi temsil eden bu çalışma, zaman içinde genç ve deneyimli başka akademisyenleri de içine alarak genişledi. Portreleri sunulan şahsiyetlerin çeviriyle kurdukları ilişkileri somut bir tarihsel-kültürel bağlam içinde, sosyolojinin ve çeviribilimin gözünden inceleyen makalelerden oluşan bu derleme, dünyanın edebi ve kültürel birikimini bu topraklara taşımış kadın çevirmenlerin görünürlüğünü vurgulamayı, haklarını teslim etmeyi amaçlıyor.

Kitapta ele alınan kadın çevirmenler arasında Halide Edip Adıvar,  Sabiha Sertel, Seniha Bedri Göknil, Azra Erhat, Melahât Togar, Adalet Cimcoz, Mîna Urgan, Güzin Dino, Nihal Yeğinobalı, Gönül Suveren ve Gülten Suveren, Tomris Uyar, Pınar Kür, Belgin Dölay, Fatma Artunkal ve Zeynep Bekdik yer alıyor.

“Feminist çeviribilim araştırmalarına göre tarih boyunca çevirmenlik genellikle erkeğin ‘özgün’ ve ‘birincil’ olarak görüldüğü bir dünyada ‘ikincil’ ve ‘kadın’ olarak nitelenmiştir… Bu derlemede yer alan kadınların çevirmen kimlikleri bu metaforu doğrular gibi görünse de aslında onu tam tersine çevirdikleri söylenebilir. Çevirinin ikincil değil, birincil rol üstlendiği bir kültürel ortamda onun yenilikçi ve dönüştürücü gücünü edebiyatın farklı türlerine ve toplumsal yaşama taşıyan bu kadınlar ikincilliğin değil, olsa olsa üretkenliğin simgesi olabilir.”  Şehnaz Tahir Gürçağlar