Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

MENEKŞELİ BİLİNÇ – NEZİHE MERİÇ

Menekşeli Bilinç Nezihe Meriç’in Bozbulanık ve Topal Koşma’dan sonra üçüncü öykü kitabı olarak 1965’te yayımlanmıştı. Toplu Öyküler I cildinde yer alan ve altı öyküden oluşan kitabın yıllar sonra ilk kez ayrı basımı yapılıyor.

Bir söyleşisinde öyküyü “insanın bir ruh halinin, herhangi bir olay karşısındaki durumunun kısmetine düşen zaman içinde bir gülüşünün, bir davranışının ustaca makaslanıverişidir” diye tanımlayan Nezihe Meriç, yazınımızda geleneksel çizgiyle yenilikçi yönelişler arasında bir köprüdür. Konuşma dilinin rahatlığı içinde yalnızlıkları, iç daralmalarını ustalıkla dile getirdiği öykülerinde samimi bir incelikle sevgiye, iyimserliğe, umuda da yer açar.

GENÇLİK ÖYKÜLERİ – YILMAZ GÜNEY

Yılmaz’ın öykülerini dün bir kez daha okudum ve gece gözüme uyku gimedi: Yılmaz’ın gençlik öyküleri yayımlandığı yıllarda dönemin “eleştiri”sinin dikkatini çekmedi. Çünkü eleştiri her zaman kimi yazarları “in” , kimilerini de “out” sayma önyargısıyla hareket eder. Ama dönem gelir, bir zamanlar dikkate almadığı bir yazarı taçlandırmak cesaretini gösterir. Tıpkı Yılmaz’ın Boynu Bükük Öldüler’le Orhan Kemal Roman Ödülü’nü alması gibi. Gençlik öyküleri’ nin yazınsal özellikleri, öncü nitelikleri henüz değerlendirilmemiştir, ama bir gün o da olur. Ama bir dönemin siyasal saplantıları yüzünden yatılan hapis ve yaşanan sürgün artık geri dönüşsüz bir “olgu”dur. İşte bu nedenle Yılmaz’ın hayatının yakın tanığı olduğum bu dönemi düşündüğüm için dün gece gözüme uyku girmedi.

AENEIS – VERGILIUS

Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden olan Aeneis işte bu ünlü cümleyle başlıyor: “Savaşların ve bir yiğidin şarkısını söylüyorum.”

Roma bir yandan silahlarla, savaşlarla büyüyüp genişlerken diğer yandan ruhsal temellerini ve ufkunu oluşturan büyük bir şaire de sahipti. Ve bu şair, Aeneis ile Roma’ya bir kök, Latinceye bir dil panteonu, gelecek kuşaklara ölümsüz bir öykü bıraktı.

Aeneis, ondan etkilenen büyük ustalar ve onun kaynaklık ettiği hikayeler sayesinde zaman geçtikçe Batı edebiyatının temel metinleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı ve T. S. Eliot’ın deyimiyle “tüm Avrupa’nın klasiği” oldu.

Bu büyük eseri Türkan Uzel’in Latince aslından çevirisi ile sunuyoruz.

“Yoksa Vergilius musun sen, konuşunca
ağzından ırmaklar çağlayan?
Ey beni yazdıklarının peşinde koşturan
emeğimi, sevgimi coşturan,
bütün ozanların onuru, önderi.”

– Dante –

“Vergilius. Yeryüzünün tüm şairleri arasında onunki
kadar sevgiyle kulak verilen başka bir şair yoktur.”

– Borges 

CİNSİYET EŞİTLİĞİ DÜNYAYI NASIL KURTARACAK – CATHERINE MAYER

Emniyet kemerlerinin tasarımından geliştirilen ilaçlara, oda sıcaklığının ayarlanmasından yargı sistemine kadar uzanan çok geniş bir ölçekte dünya adeta erkeklerin çevresinde dönüyor. Erkekler bu avantajlarının tadını çıkarırken dünyanın her yerindeki kadınlar, dil, din, ırk, sosyal statü fark etmeksizin ücret eşitsizliği, cinsel şiddet, ayrımcılık, ev içi emeğinin görünmezliği gibi yüzlerce sorunla tek başlarına mücadele etmeye çalışıyorlar. Catherine Mayer, bu sorunların ve sonuçlarının aslında yalnızca kadınları etkilemediğini, toplumsal cinsiyet açısından gerçek eşitliğin yaratılacağı bir dünyanın herkesin menfaatine olacağını göstermeye çalışıyor. Eşitsizliğin bertaraf edileceği bir yaşam için tartışmasının yönünü iyimserliğe doğru bükerek, “doğru olanı yapmak isteyen” herkese sesleniyor; “Eşitistan”a ulaşabilmek hedefiyle tüm insanlığı göreve çağırıyor.

“Yapısal eşitsizliklerin en büyüğü olan ataerkiyi başarıyla ortadan kaldırırsak, kuşkusuz diğer yapısal eşitsizlikler de çatırdamaya başlayacaktır. Toplumsal cinsiyet açısından eşit bir dünya şüphesiz diğer yönlerden de daha eşit bir dünya olacaktır.”

– Catherine Mayer –

CANIM ARKADAŞIM – ÖZGÜR BALPINAR

Bir arkadaş yalnızca bir arkadaştan mı ibarettir?

Koşarak gidilen sevinçlere, anlamlı bekleyişlere, umut dolu düşlere yaraşır arkadaşlık. Bazen plansız çekilen bir fotoğraf karesinden dolup taşıverir, bazense bir kuşun uçuşunda anlamlanır. Bazen düş sarısıdır, bazense turuncuya çalan bir kırmızı. Bazen gücünü bir ağacın yapraklarından alır, bazense dingin bir sessizlikten.

Taiyang ile Yue’nin, Güney Çin’deki Guangzhou eyaletinin varoş sokaklarında başlayıp Ginkgo ağacının yapraklarından sonsuzluğa uzanan hikâyesi bu. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Taiyang’la, bir atık fabrikasında çalışan Yue’nin yolları tesadüfen kesişir ve aralarında derin bir bağ kurulur. Birbirlerinden farklı olsalar da bu farklılıktan bir arkadaşlık yaratabilecekler midir?