Tam anlamıyla bir futbol sevdalısı olan Elizabeth Daniels, doğduğu topraklarda futbolun gelişmesi için hayaller kuruyor ve bu hayallerini yazıya döküyor. Afrika’da futbol ve müzik üzerine yazdığı bu epeyce romantik yazının çevirisini aşağıda bulabilirsiniz…

Notalar yükseldiğinde, güzellik, kabiliyet, drama ve en önemlisi müzik bizi ahenkli bir yere taşır. Farklı olmamıza rağmen müzik bizi bir hale getirir. Stüdyoyu alıp bir futbol sahasına taşıyın; kendinizi binlerce hatta sadece birkaç yüz futbol taraftarının arasında, çevrenizdeki parlaklığı ve neşeli renkleri özümserken hayal edin, diğer taraftarların tezahürat ve sevincini izleyin, sonra müzik başladığında oluşan büyüyü fark edin.

Afrika futbolunun müziğin var olmadığı bir zamanını düşünmek kesinlikle mümkün değildir. Bu sizin bağlılığınızı oluşturmak için cesaret veren bir marş olabilir. Belki sadece zaferi ya da kaybetmenin acısını paylaşmayı anlatan basit bir şarkı. Ama hangi müzik olursa olsun müzik Afrika futbolunun içinde yaşar.

Vuvuzela sesinden rakibe karşı melodik tezahüratlar ya da hatta ellerin alkışı ve Afrika şarkılarını takip eden dansı ve ona eşlik eden dans, Afrika futbolunda bizi bir araya getirir. Müzik bizi bir arada tutar. Her turnuvayla oyunları daha unutulmaz hale getiren o müziktir. Burada birçoklarınız 2013 Afrika Uluslar Kupası’nda sahne alan D’banj’ı hatırlar ama 2010 yılında Güney Afrika’daki Dünya Kupası muhtemelen kıta dışında en çok bilinendir. Bizi heyecanlandıran K’naan’nın Waving Flag’inden şenliği başlatan Angélique Kidjo’ya, bedenlerimizin esnekliğini test eden Shakira’nın Waka Waka’sına kadar, goller ve oyuncular bize unutulmaz bir deneyim yaşatırken müzik bunların hepsinin hafızamıza yer etmesine destek olur.

Geleneksel Afrika oyunu, Avrupa liglerinde bulabileceğiniz bir şey değildir; her vuruşla ortaya çıkan masalsılık ya da incelik yoktur. Bu daha çok yerden göğe tabiat anayla bir alışveriş gibidir. Aynı bizim müziğimiz gibi, geleneklerimizi, mücadelelerimizi ve hatta hayatta kalmak için ihtiyacımız olanı anlatır. Kelimenin tam anlamıyla her hareketle dans edilir, kutlamanın güzelliğiyle mest olunur ve tutkuyla ayağa kalkılır. Futbolu anlamak için görmek ve değer vermek için hissetmek gerekir. Hemen hemen müzik gibi…

George Weah, Jay-Jay Okocha, Hossam Hassan, Tony Yeboah, Kanu Nwankwo, Samuel Eto’o, Roger Milla… Gidip Afrika futbolunun her bir efsanesini çağırabilirim, ayaklarıyla ne yaptıklarını ve getirdikleri neşeyi açıklayan uzun, efsanevi ve hatta büyüleyici bir liste. Ama ayrıca öne çıkan ilham verdiği şarkılardır. K’naan’ın “Waving Flag” şarkısındaki güzelliği tekrar düşünün ya da Anastasia sizi “Boom!” diye çarptığında ortaya çıkan heyecanı. Gülümsersiniz, belki kafanızda birkaç tane serbest vuruş alıp ve “Goool!” diye çığlık atmaya devam edeceksiniz. Bu müziğin yaptığı şeydir.

Her Nijeryalı 1996 Olimpiyatlarını hatırlar. Sadece alınan altın madalyadan dolayı değil, yaratılan efsanevi müzikle de… Nijerya futbolunun bu on yılı pembe 90’lar olarak bilinirdi ama onlar, yarı finalde Bebeto, Rivaldo, Roberto Carlos ve altın çocuk Ronaldolu müthiş bir Brezilya’yla karşı karşıya geldiler. 78. dakikada Brezilya 3-1 öndeyken Victor Ikpeba’dan gelen gol her şeyi değiştirdi. Nwankwo Kanu eşitliği sağladı ve sonra uzatma dakikalarında futbol tarihinin büyük geri dönüşlerinden birini gerçekleştiren altın golü attı. Ve o an bir yerlerde bir taraftara ilham verdi; “

“When Nigeria beat Brazil, when Nigeria beat Brazil o!

Bebetostarttocry… When Nigeria beat Brazil” Yirmi yıl sonra, sözler hala Süper Kartallara zaferin kesinlikle mümkün olduğuyla ilgili ilham vermeye devam ediyor, daima… Yavaş yavaş ama emin bir şekilde bir gün, onlar Dünya Kupası’nı kazanacak ama şimdilik CAF ülkelerinin geri kalanı gibi müziklerinde teselli buluyor.

Müziğimiz hala büyük ölçüde keşfedilmemiş güçlü bir araçtır. Dünyanın geri kalanı için Afrika kıtasının çekiciliği bilinmemektedir; futbol trendlerini belirleyen ya da büyük isimler getiren değildir. Bunun yerine, Avrupa liglerinin deneyim ve yapısını ödünç alıyoruz ama nedense uygulamada başarısız oluyoruz. İngilizce, Almanca ve Fransızca unsurların zekice karışımı olan UEFA Şampiyonlar Ligi tema müziği, futbol için iyi müzik yapılabileceğinin klasik bir örneğidir. Afrika kıtası bu yolu keşfetmemiştir.

CAF Şampiyonlar Ligi’nin tanınmış bir tema müziği yok ve sadece birkaç kulübün kendine ait şarkıları var. Müziğimize ve futbolumuza büyük bir yer veren tek turnuva olan 2010 Dünya Kupası epik bir deneyimdi. Bunu devam ettirmekte başarısız olduk. Müzik ve dansla taraftarlara ilham vermeyi ve rakiplere direnmeyi başarmışken ilerleme çok yavaştı, belki yavaştan da öte… Yaşadığım ve gidişatını takip ettiğim yer olan Nijerya, 70’lerde ve 80’lerde en iyi günlerini gören yerel bir lige sahipti. Biz daha takdire şayan profesyonel bir ligi oluşturmak için mücadele ederken, oyun etrafındaki müziğe gelince biz pek bir şey yapmıyoruz. Yirmi takım ligde rekabet eder ve ikisi –Enyimba FC and Kano Pillars– düzenli olarak CAF şampiyonluk turnuvalarından mücadele eder. Onların tezahüratları bir yana –“Nzogbu, Nzogbu Enyimbaenyi” ve “UP PILLARS!”– hiçbir kulübün marşı bilinmiyor.

Afrika müziği taraftarların önlerinde oynanan futbola tepkilerini kesinlikle etkilerken, aynı zamanda oyuncunun ruhuna da etki eder. Müzik güçlü duyguları tetikler; belli bir hız ve ritimde çalındığında, takımın performansını önemli ölçüde artırır. Hatta bizler sahada görmek istediğimiz futbolu dikte edebiliriz. Arkadaşım Biola bu tür şarkıların varlığına yemin ediyor ama onları bulabilmek için üç ay harcadı ve hala devam ediyor.

Afrika futbolunun yönetici organları müziğin yeni taraftarlar kazanmak için bir araç olarak kullanılabileceğini fark etmeli. Ama futbolumuz büyüyecekse, biz yatırım yaparak bir başlangıç yapmalıyız. Dünyanın geri kalanına verdiğimiz görüntüyü daha iyi hale getirecek yerel ligleri geliştirmeliyiz. Buradan yola çıkarak müziğimizi, ek olarak renklerimizi ve özgünlüğümüzü kullanarak oyunumuzu pazarlayabiliriz. Futbol bizim müziğimizle beslenmeli.

Her kulüp bir marşa sahip olmalı ve kıta şampiyonu olan en büyük kulübün herkesin kendini bulacağı bir şarkısı olmalıdır. Bizim müziğimiz değiştirilmeden işlenebilir, sonra sadece Afrikalı taraftara değil, futbol taraftarına pazarlanabilir. Futbol ve müzik her tutkulu taraftarın kalbindedir. Teknoloji deneyimin gelişmesine yardım etmiştir. Size sevdiğiniz oyunu hatırlatan müzikle bağlantı kurmanızın bu sayede çok fazla yolu vardır. FIFA belki sahalara küçük hoparlörler koyarak deneyimi keşfetme olasılığını artırabilir. Ama sevdiğimiz oyunu hatırlamak için pek çok yol var, basitçe radyoda bir düğmeyi çevirmekten, televizyonda harika görselleri izlemeye kadar. Ya da daha spritüal bir deneyim için, kulaklıkları takıp, gözleri kapatmak ve müzik ve dansın getirdiği özgürlük duygusunda kendini kaybetmek…

Benim için Afrika müziği ve futbolu, her ikisi de çok ilham verici, beni ben yapan parçalardan biri. Yenilginin acısını hissettim. Kardeşimin omuzlarından havaya yükselirken taraftarlar tarafından çevrili olmanın sevincini ve keyfini hissettim. Yolculuğum hala büyüyor, buna karşın yalnızca futbol ve müzik birlikte çalıştığında ve birbirinden destek aldığında benim manevi romantizmim tamamlanacak…

Müzik, Afrikalı futbolu var eden şeydir. Hem sahada hem saha dışında tutkuyu provoke eder. Stadyumda, derme çatma bir saha kenarında, hatta sokaklarda, taraftarlar alkışlamak, tezahürat yapmak ve dans etmek için kalkınca sallanan ve hareket eden çocuklarla beraber, müzik ve futbol başka bir şeyin var olduğunu hissettirmek için birleşir.

elizabeth Daniels