Elfene Dünya Yayıncılık’tan Ekim ayında 4 yeni kitap yayımlandı.

Çocuksuz Dul Kadın – Boyka Asiova
Çocuksuz Dul Kadın

Boyka Asiova, Türkçe yayınladığımız bu ilk yapıtıyla sizleri Balkanlar’ın o büyülü bilinmezlerinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuk sıradan ya da bildiğiniz bir yolculuk değil. Bu yolculuk bildiğinizi sandığınız ama gerçekte bilmediğiniz kültürler arası bir yolculuk. Kitabı bitirdiğiniz de size, “ne kadar çok şeyi” bilmiyormuşum dedirtecek bir yolculuk. Bir adı da Rabiye olan Muşa’nın tanıklığıyla çıkacağınız bu yolculukta tanıyacaksınız Aci Salih’i, Adem’i, Aydın Dinka’yı, Vranitsa’yı ve ötekilerini. Ya da öteki yaşamları.

“Avram Usta Vranitsa’yı beğeniyordu. Ah Tanrım, hem de nasıl beğeniyordu! Onun için ölebilirdi bile. Tesadüfen dükkânı önünden geçişini bir hafta boyunca unutamıyordu. Kadının yürüyüşünden başı dönüyor, elindeki aletler onu dinlemez oluyordu.”

“Faytuşa hatun Türkiye’de iki mezar bırakmış. O zamanlar orada çiçek hastalığı salgını varmış. O yıllarda tedavi edilemeyen bu hastalık sayısız küçücük çocuğu mezara yollamış. Mezar değil. Korkunç hastalığın canalıcı parmaklarını kırmak için her ölen çocuk sıhhiye memurunun emriyle hemen kireç kuyusuna atılıyormuş. Çocuğunun diğer cesetlerle birlikte kireçlikte yanmasına Faytuşa’nın gönlü razı olmamış.” “Zurnaların sesiyle birlikte yüreğine saplanan mermi, basıt bir katil mermi değildi. Çok daha karmaşık, yeni ve bu korkunç zaman diliminde bir an önce bilincine ulaşan bir şeydi. Kimim ben? Niye varım? Neredeyim? Burada mı, orada mı?

Gezinti – Merih Günay

Gezinti

Okuru, sıra dışı gezintilerine davet eden bu kahraman kim? Bir mizantrop belki. Ya da bir merdümgiriz. Yaşamının en umutsuz döneminde iç ve dış dünyasını zenginleştirecek, bu dünyada dengesini bulmasını sağlayacak biriyle karşılaşıyor. Başka birini düşünmenin, sakınmanın, özlemenin, önemsemenin anlamını tekrar tadıyor. Gezintileri ise, gerçekten düşe, geçmişten bugüne ve yarına, diyaloglardan iç sese geçerek, atlayarak, sıçrayarak okuru peşinden sürüklüyor.

Sıradan yaşamı ne kadar reddetse de, tek varlığımızın bu yaşamın ta kendisi olduğu gerçeğiyle yüzleşme sancısı ve çaresizliğini güce dönüştürerek hayata meydan okumaya kararlı.

‘Tatlı Çikolata’nın devamı değil ‘Gezinti’, onun tamamlayıcısı…

“Darmadağın oldum. Gün ışıyıncaya kadar içtim. Oturduğum koltuktan zor kalkabildim, yatağı güç bela bulup üzerimi bile değiştiremeden yüz üstü kapaklandım. Gözlerimi kapatıp zifiri karanlıkta burnumdan çıkan güçlü solumaları dinledim. Hemen sonra üşümeye başladım. Pencereyi kapatacak, kombiyi açacak ya da yorganın içine girecek gücü kendimde bulamadım. Ayaklarımdan başlayıp yukarıya doğru buz kesmeye başladığımı, sonrasında bir farenin sırtımda gezindiğini ve kazağımı kemirdiğini hissettim. Gözlerimde, burnumda ve dudaklarımda tik oluştu. Toparlanmaya çalıştım. Düş değil bu, dedim kendi kendime, kâbus değil, hazırlan; gezinti bu…”

Yüzleşme – Fevziye Şimdi

Yüzleşme

Fevziye Şimdi’nin bu ilk öykü kitabında bazen çocukluğunuza yolculuk yapacak, bazen erkek egemen toplumlarda kadın olmanın dayanılmaz yükünü hissedeceksiniz omuzlarınızda. Bazen de durup kendinize, “Hayat demek bu kadar acımasızlık mıdır” diye haykırarak soracaksınız. Sonra sorularınız ve haykırışlarınız çoğalacak. Yanıt vermek zorunda kalacaksınız. Yanıtlarınızla birlikte çözümler üretecek ve omuzlarınızdaki yükü azaltmak için “Hayat yaşadığın ve yaşattığın kadardır.” Diyerek derin bir soluk alacaksınız. Edebiyat da zaten bunu yapabilmemiz için varolmamış mı?

“….Minik sabilerin yaşamına sen ayrı bir hüzün katma. Onların yaşamlarının yönünü kendi ellerinle değiştirme. …Bakarsın yarın öbür gün yeni bir yuva kurarsın. Helal süt emmiş bir kız bulursun.

Çocuklarına da ana olur. İyi düşündün mü? Onların evlatlık verilmesine göz yumabilecek misin? Yarın öbür gün seni tanımak isteyecekler, neden onları verdiğini merak edip sorgulayacaklar. O zaman onlara ne diyeceksin?”

Şen – Zerrin Oktay

Şen

Feodal toplumlarda kadın erkek ilişkilerini ve bu ilişkilere bakış açısını sorguluyor ve sorgulatıyor Zerrin Oktay… Gün içinde karşılaştığımız ilişkilerin çözemediğimiz taraflarını ortaya koyuyor bir tarafıyla…

Kimisi kendi yaşadıklarımız kimisi komşumuzun ya da arkadaşlarımızın yaşadığı ama tam da hayatın içinden. Kişisel bütünlüğünü sağlayamamış bireylerin yaşadığı veya yaşattığı durumu gözler önüne sererken sağlıklı bir ilişkinin dinamiklerini ortaya koyuyor bir tarafıyla. Başkalarının ne dediği ne gördüğü değil de kendini bulmuş, içindeki sese kulak verebilmeyi başarabilmiş; cinsiyetçi bakış açısından uzak… Kitap bittiğinde ise hayat dersi veriyor kahramanı “Şen’’ gibi… Kitap bir nevi isyan ediyor;
“Gerçek olan isyan eder. Bedel ödemiştir çünkü.’’

‘’…Şen mektup sayfalarına şöyle bir göz attı ve tüm mektubun tavuk çiftliği gerekçelerinden ibaret olduğunu anladı. Daha fazlasını okumak için acele etmesine gerek yoktu. Gencer sonunda içinden gelen sese kulak vermeyi öğrenmişti. Elinde tuttuğu bu tuhaf mektubundan da kendisiyle aynı yola girdiği anlaşılıyordu. Üstelik konuk olarak değil, temelli kalacaktı, yanında kendisi olsa da olmasa da.’’