Tarih statükoyu sorgulayan ve toplumu daha iyi yapmak için değişim yaratan isyancılara, risk alanlara ve gözü pek olanlara severek bakar.

Ülkemiz muhalefet üzerine inşa edilmiştir; Bağımsızlık Savaşı ve Sivil Savaştan, oy hakkı hareketine ve 60’ların sivil haklar hareketine kadar üzüntüleri ve ezilmişliği kutlayan bir ülkeyiz.

Ama sadece geçmişe bakıldığında…

Aeon’da yayınlanan güzel ve üzüntü veren bir yazısında Carrie Arnold, bizim muhalefet için en gerçek ihtiyaçlarımızla, meydan okuyan herkese olduğu gibi sistematik şekilde “deli” olarak etiketlenmemiz arasındaki ayrışmayı keşfeder.

Bazıları göre adı asiye, bazı erkeklere göre de deliye çıkmış biri olarak, Arnold’ın sunduğu gerçeğin doğru olduğunu bilenlerden biriyim.

Ben bu etiketten utanmalı mıyım yoksa bu bir şeref madalyası mıdır?

Delilik nedir ve neden bu kadar tehdit eder?

Terimi, sık sık anlamadığımız davranışlar için kullanırız ya da kuraldışı görünen şeyler için. Terim, bir durumu tanımlamak için gelişigüzel kullanılabilir, hatta ara sıra olumlu bir şekilde. (Parti çok deliydi!) Ama bir kişiyi tanımlamak için kullanıldığında suçlayıcı bir tona bürünür. (Hayır, arkadaşım, o kadın deli!)

Modern Amerikan kültüründe, bir kadının deli olması en kötü şey olabilir. Sosyal davranış normlarına uymuyor olursun. Sen bir öncü değilsin; Sen delirmişsin!

Ama bu standartlar neden böyle saygı görür? Kurallara uymak neden bu kadar önemlidir? Neden bekleneni yaparız ve normal kabul edilen şekilde hareket ederiz?

Bazen, normal olmayı kabul etmek ahlaki değildir. Bunu görebilmek için kural dışı düşünen biri gerekir. Deli olmayı gerektirir.

Çenemi kapamayı ve her şeyi sorgulamayı reddettiğim için babam beni hep tartışmacı olarak yaftaladı. Sorgulamamış olsaydım, merakımı bastırmış olacaktım ve ilgi alanlarımı, dünyamı hiçbir şekilde keşfedemeyecektim.

Birazcık deli ve itaatsizlik eğiliminde olmasam ben olamazdım.

Ben merkez sol politik görüşlerle Teksas’ta büyüdüm, bir vejetaryenim, 60’ların protest şarkılarını dinlerim ve Langson Hughes’dan şiirler okurum. 16 yaşındayken, NAACP, ACLU ve PETA üyesiydim, çevrecilik ve güncel olaylar takıntı halindeydi. Herhangi bir yüksekokulda bu deliliktir ama özellikle Teksas’ta.

Bu genellikle fikirleri olan yetişkin bir kadın olmamdan kaynaklanıyor, deli tabirini takdir etmeli ve buna sahip çıkmalıyız.

Çağırdığında tarafım.

Adaletsizlik gördüğümde asiyim.

Uyum seçenek olmadığında meydan okuyanım.

Adaletsiz bir dünyada insan olarak var olmanın sorumluluğuna değer verdiğim için deliyim.

Hem bireysel hem kültürel devrimleri başlatmak için deli olmaya ihtiyacımız var. Kuralları izleyerek ve senden beklenene razı olarak bir devrim başlatamazsın. Yaratıcı olmadan kelimelerle de olsa kurşunlarla da olsa hiçbir savaş kazanılmamıştır. Kutunun dışında düşünmek, toplumun empoze ettiği sıradan ceketi sırtımızdan çıkarmayı gerçekten düşünmektir.

Kim deli?

İsyanı dünyayı değişime götüren parlak zekâlı kadınlar, Claudette Colvin, Mary Dyer, Susan B. Anthony, Gloria Steinem, ve  Notorious RBG gibi kadınlar mı?

Belki, Arnold’ın belirttiği gibi, bizler meydan okuyanları dinlemeliyiz ve onları teşhis ve ilaçla tedavi etmemeliyiz.

Yaşasın devrim.

Lori Chandler’in BigThink‘te yayımlanan makalesinden çevirilmiştir.
İllüstrasyon: Murat Palta