René Descartes en etkili filozoflardan biridir. Tarihe geçen “Düşünüyorum, öyleyse varım,” (Cogito ergo sum) sözüyle ünlüdür. Bir Fransız yerlisi olan Descartes, 17. yüzyılın başlarına denk gelen kariyeri boyunca çok yolculuk yaptı ve sonunda İsveç’te, zamansız bir şekilde ölümle karşılaştı. Bazıları bu ölümün İsveç Kraliçesi Christina yüzünden olduğunu söyler.

Descartes parlak bir zihindi, ama çok da parlak bir iş insanı değildi; hayatının sonuna doğru fakir bir halde Hollanda’da yaşıyordu, sahip olduğu şeylerin çoğunu kaybetmişti. Daha sonra 1649’da İsveçli genç Christina, onu antik Yunan filozoflarının yolunda eğitmesi için ülkesine davet etti.

Ne yazık ki anlaşamadılar. Kraliçe, Descartes’ın katı mantığı karşısında duygusuz hissediyor ve derslerini donuk buluyordu. Daha da ileri giderek sağlığının kötü olması nedeniyle öğleden önce nadiren yataktan çıkamadığını bilmesine rağmen sabahın 5’inden önce der yapmalarında ısrarcı oldu.

Descartes, çalışabileceği şartları anlattı, soğuk ve karanlık İskandinav sabahlarının onun ölümü olacağından şikâyetçi oldu. Bu, teknik olarak yanlış değildi. Ocak 1650’de İsveç’e taşınmasından sadece beş ay sonra ve kraliçeyle olan derslerinin dört seansında kötü bir zatürreeye yakalandı. Ne yazık ki, Descartes bu hastalıktan kurtulamadı ve ertesi ay öldü. Bu olay için Fransızların İsveç’i asla affetmediği söylenir. Filozofun cesedi bir süre İsveç’te tutuldu, ancak sonunda bugün mezarının bulunduğu Fransa’ya gönderildi.

Descartes’in İsveç’teki zamanı boyunca yaşadığı ev, Stockholm’deki Gamla Stan’da (Eski Şehir) hala görülebilmekte. Kırmızı Barok binasının cephesi, Merkür ve Neptün’ün heykelleriyle dekore edilmiş ve küçük bir tabela ile işaretlenmiştir.

fotoğraflar: coolcrab/atlasobscura

atlasobscura.com