Geriye dönük birçok duygumuzda, anlarımızda bu adamın parmağı olma ihtimali o kadar yüksek ki. Atmışların sonu, yetmişler, ne şarkılar, ne albümler. Uzay, zaman, mekanda yolculuklara çıkıyor, çıkıyoruz. Space Oddity, The Man Who Sold The World, Hunky Dory, Meşhur karakter Ziggy Stardust, Heroes sadece dönemin önemli yapımları olarak tanımlanamaz. Dünyada çok büyük değişiklikler yaratıyor ve kültür hayatını temelden etkileyerek yeni söylemler oluşmasına da neden oluyor. Seksenlere girildiğinde de kendi çizgisini çekerek yeni dalga akımının da en başlarında yer alıyor. Let’s Dance diyor mesela, geçen yıllar meydan okunmak için adeta. Freddie Mercury ile yaptıkları Under Pressure hemen şuracıkta duruyor hala. Doksanlar mı? Outside diyorum, nerelere götürüp getiriyor, katmanlara ayırıyor adeta aklımızda kalıcı hasarlar bırakıyor. Hours var örneğin dahası ve dahası da. Her dönem var bu adam.

Sınır tanımamaktan bahsedilmeli bazı isimler için.

Sahnelere getirdiği atmosferik anlayış, makyaj ve kostüm kullanımı üzerine getirdiği yeni açılımlar düşünüldüğünde hepsi günümüzde dahi türler üstü etkileşimler yaymaya devam ediyor. Peter Gabriel’i de bu konudan ayrı tutmamakla beraber konser olgusunun bambaşka boyutlara taşındığı dönemlerin mimarlarının en başında geliyor. Aslında bakıldığında sanki çoğu açılımın başlama komutunu da kendisi veriyor. Yıldız adam, avant-garde ve mistik detayların uzmanlığında kaç on yıldır eylemlerine devam ediyor. The Hunger filmi geliyor aklıma. David Lynch’in Lost Highway’i başlıyor ardından. Açılışında yol çizgilerini yutarcasına ilerliyoruz karanlığın içine doğru. Kulağımızda ‘funny how secrets travel, I’d start to believe’. I’m Deranged…

Dünyaya düşen adam çığır açan çalışmalarıyla her defasında bizi mest etmeyi çok iyi biliyor. Uzun bir sessizlik ertesi 2013’te Next Day geri dönüşünün ardından bu sefer de büyülü güçleriyle bizi bir nevi mitolojik bir yoğunluğun içine davet ediyor. Yeni albümü müjdeleyen Black Star ve Lazarus teklileri yayımlandığından beri anlaşılıyor ki müzikal anlayışının ve karakteristik özelliğinin değişmezleri fantastik, kurgusal ve deneysel unsurlar bütün görkemiyle yine bizimle olacağa benziyor. Caz unsurların, nefeslilerin kendine özgü harmanlandığı, tematik, öngörülmesi zor soloların yolculuğunda bambaşka boyutlarda zaman geçireceğiz gibi görünüyor.

David Bowie bir ikon olarak yapmadığı ne kaldı diye düşünebiliriz belki de fakat öyle görünüyor ki nesillere hayal gücü ve yaratıcılık alanlarında sınırların olmadığını her dönem yeniden göstermeye devam ediyor.