TEDx’te sunulan “İzotomi Projesi” çocukların geleceklerini öngörebilmek için çalışmalar gerçekleştiriyor. Ne dersiniz bu mümkün mü?

TEDx, İzotomi Projesini anlatması için, projenin mimarlarından Umut Kısa’yı konuşmacı olarak davet etti. Konuşmada İzotomi’nin doğuşu, nasıl katma değer yarattığı ve getirdiği yenilikler paylaşıldı. İzotomi projesinin özellikle ergenler için çok önemli olduğunu vurgulayan Kısa, projenin doğuşunu kendi travmalarına bağlayarak şunları söyledi:

“İlginç ama beni uyandırıcı bir deneyim yaşadım. Yaklaşık 13-14 yaşlarındayken kendi sınıfımda herkes gibi popüler olma kaygısı yaşıyordum. Böyle bir durumda diğerlerinin çok sık bir şekilde dalga geçtiği ve acımasız davrandıkları başka bir çocuğa karşı ses çıkaramamak durumunda kalıyorsunuz. Şu anda adını vermediğim bu çocuk itilmelere kakılmalara maruz kaldı. Sesimi çıkaramadım, çünkü sesimi çıkarsaydım benim de başıma aynı şeyler gelebilirdi. Bu beni korkak, kötülüklerle mücadele edemeyen biri yapar mı? Bence yapar.

O zaman bunun ayırdına yeterince varamamıştım. Çok sonraları aynı çocukla yeniden karşılaşma şansım oldu. Genellikle o yıllardaki yüzleri hatırlamam ancak bende önemli bir sarsıntı olmuş olacak ki, çocuğu görür görmez anımsadım. Yüzüme yine aynı acı ve endişeyle bakıyordu. Sanki yardım ister gibi… Yanında abisi vardı. Selam vermeme rağmen benimle konuşmak istemedi. Suçluluk hisleriyle konuşmak istediğimde ise abisi bana “Kardeşinin otizm teşhisi olduğunu…” söyledi.

Bir an şok olmuştum. Hatta neredeyse zihnim yandı diyebilirim. Ancak gerçek şu ki travmalarımız bizi biz yapıyor. Bu olaydan sonra otizm ile ilgili yoğun araştırmalar yapmaya başladım. Fark ettiğim en önemli şeylerden biri otizmli olanların, diğerleri gibi karşısındakilerin duygularını anlamakta zorlandıklarıydı. Hatta sırf bu yüzden Paul Ekman’ın duygu okuma çalışmalarına yöneldim ya da duygularla ilgili her şeyi araştırmaya başladım. Belki de bugün yaptığım her işin duygularla ilgili olması da bu yüzdendir. Bu olay olmasaydı büyük olasılıkla duyguları, çalışmalarımın merkezine bu kadar yerleştirmeyecektim.

Beş ya da altı yıl önce bir lisede çalışmalarımı sürdürürken özellikle sınav stresi yaşayan öğrencilerle bir çalışma yapmam istendi. Onuncu ve on ikinci sınıflardan oluşan 10-15 kişilik bir grupla sorunları üzerine çalışma görevini aldım. Çocuklardan birinin en önemli problemi sınavlara çalışamamaktı.

Bilirim ki; herhangi birimiz eğer hedeflediği ya da hayal ettiği başarıya ulaşmak için gerekli bedeli ödeyemiyorsa yani motivasyonu yoksa, ya hedeflediği şeyi gerçekten istemiyor ya da ona ulaşabileceğine inanmıyordur. Bu nedenle kendisine ne istediğini sordum.

Öğrenci, “Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazanmak istiyorum.” diye yanıt verdi.

Ben, “Peki ne olacak Diş Hekimliği Fakültesi’ni bitirdiğinde; nasıl bir hayatın olacağına inanıyorsun?” şeklinde sorumu sürdürdüm.

Öğrenci, “Bir an düşündüm… Bir muayenehanem olacak, hastalar gelecek, ben de onların dişlerini tedavi edeceğim.” dedi.

(Bunları söylerken yüzünde en küçük bir mutluluk kırıntısı bile yoktu.)

“Benimle hayallerini paylaşırken en küçük bir mutluluk kırıntısı bile görmedim. Ne düşünüyorsun?” diye devam ettim. Öğrenciden otuz saniye kadar ses çıkmayınca “Aklına herhangi bir şey geliyor mu?” dedim.

Öğrenci, “Aslında ben Diş Hekimliği Fakültesi’ni değil, Tıp Fakültesi’ni kazanmak istiyorum.” dediğinde şaşırmadım. Ve “Ne oldu da değiştirdin gerçekten istediğin şeyi?” diye ekledim.

Öğrenci, “Aslında değiştirmedim ama arkadaşlarıma açıkladığımda bunu hayatta yapamayacağımı söylediler; dalga geçenler de oldu. Ailemle paylaştım, bana rasyonel olmam gerektiğini söylediler.

Hatta okul müdürüm hayalci olmamamızı söyledi bize. Sonra çok üzülürmüşüz…”

Duygulara odaklanınca insanların nasıl mutlu olabileceklerine de odaklanıyorsunuz. Ben de insanlar neden mutsuz ya da nasıl mutlu olurlar gibi soruları kendime sorup durdum. Yaptığım her araştırma, doktora çalışmaları, yazdığım makaleler hep bunun üzerine oldu. Pratik çalışmalar da öyle…

Bu görüşme sonrasında Okul Müdürü, “Umut Bey, insanlara boş ümitler vermeyin dedi.”  Çocuk daha onuncu sınıfta olduğundan sorma ihtiyacı hissettim. “Nasıl anladınız önünde iki buçuk yıl olan birinin Tıp Fakültesi’ni kazanamayacağını?” Bana verdiği cevap o sırada kanımı dondurmuştu.

“On yedi yıllık idareciyim. Ben bir öğrencinin ne olup ne olamayacağını bu okula adımını attığı anda anlarım!”

Aslında hikâyenin sonunda bu yetenekli öğrenci hem Tıp Fakültesi’ni seçmeye karar verdi, hem de ders çalışmaya başladı. Şimdi bu öğrencinin Tıp Fakültesi’nde olduğunu bilmeseydim, hala okul müdürünün söyledikleri aklımda yankılanırdı.

Evet, şimdi onun Tıp Fakültesi’nde olduğunu bilmek bile tüylerimi diken diken etmeye, beni duygulandırmaya devam ediyor.

İşte İzotomi’yi başlatan olay budur. İzotomi insanların ne istediklerine odaklanırken aynı zamanda hangi mesleklerde mutlu olacaklarına da odaklanır.

Umut Kısa: Travmalarımız Olmadan Biz Olamayız

İlk başta bu motivasyonla yola çıktık ancak üzerinde düşündüğümüz konulardan biri de “İstediğiniz meslek, gerçekten mutlu olacağınız meslek midir?” sorusuydu.

Bir çocuğa gelecekte ne olmak istediğini sorsanız size ne cevap verirdi? Biz laboratuvar çalışmalarında soruyoruz. Ya yaralı bir hayvan yüzünden veteriner olmak istiyorlar ya da tanıdıkları ve karizmatik gördükleri biri yüzünden mühendis olmak istiyorlar. Yaş küçüldükçe istekler, asker, polis, itfaiyeci, çöpçü gibi mesleklere kadar uzanıyor.

Ancak meslek seçimini doğru yapabilmek başka bir şey…

Neyse; doğru mesleği belirleyebilmek için insanı nelerin mutlu ettiğini bilmemiz gerekiyordu. Keşfettiğimiz şey, insanları asıl mutlu edenin onların değerleri olduğudur… Örneğin içinizde adalet değeri varsa, herhangi bir adaletsizlik sizi çok mutsuz edebiliyor. Ve işin güzel yanı insani değerlerimizin büyük bölümü ebeveynlerimizden transfer oluyor ve pek de değişmiyorlar. Ya da çok az değişiyorlar. “İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur!” sözü bence bu gerçeğe dayanıyor. Şu anda okulların kullandıkları sistemlerin çoğu yetkinlik temelli… Daha da kötüsü çoğu yurtdışından gelen ve kültürümüze uymayan testler.  Bunu anlamak mümkün çünkü herkesi yetenekleri olan alanlara sevk edip en fazla etkinliği ve verimliliği elde etmeye çalışan kapitalist bir sistem içerisindeyiz. Ancak sizin madencilikte çok yetenekli olmanız, aynı alanda mutlu olmanızı gerektirmez. Mutlu olamazsanız zaten verimli de olamıyorsunuz. 

Eğer biz en çok tercih edilen mesleklerde mutlu olanların değerlerini belirleyebilirsek, mesleklerin değer haritalarına ulaşabileceğimizi düşündük. Ardından bu meslek haritaları ile çocukların hangi mesleklerde mutlu olabileceklerini belirleyebileceğimizi gördük.

Bin yedi yüz kişiye yapılan anket yoluyla belirlediğimiz testler psiko-metrik test olarak kabul edilebilecekleri için yetersiz olduklarını düşündük. Çünkü genellikle testler yeterli güvenilirlik oranlarına sahip değiller. Bu yüzden çocuklarla ayrı ayrı iki saat görüşme yapmaya karar verdik. Bu görüşmelerde çocukların değerlerini anlayacak, güçlü yönlerini ve isteklerini fark ederek onlar için doğru sonuçlar elde edecektik. Ancak bunu yapabilmek için kendi yetkinliklerimize Mikro mimik okuma ve anlama için özel beceriler ekledik. Böylece görüşmeler esnasında bu beceriler bizim görüşme yaptığımız kişiyi, belki sakladığı şeyleri ya da bilinci ile bilinçaltı arasındaki farklılıkları daha iyi verecekti.

 

Mikro mimikleri merak edenler için anlatayım. Bu mikro hareketler yüzümüzde saniyenin beşte biri ile yirmi beşte biri arasında hareket eden mikro kaslardır ve duygularımız hakkında bize fikirler verir. Böylece daha doğru sonuçlara ulaşarak yeni raporlar oluşturabildik. Bu konuda hala Paul Ekman International ile birlikte çalışıyoruz.

Bu noktada asıl önemli olan şey sadece bu test değil. Özellikle mikro mimiklerine odaklanarak ve duygularını fark ederek karşılıklı görüşmeler yapıyoruz. Bu görüşmelerde değerleri, güçlü yanları ve kariyer farkındalıkları gibi konulara da yer veriyoruz. Görüşme analizi, sayısal analizden çok daha önemli.

İzotomi 1.0 Henüz I-Phone 6 değil ama I-Pod sayılabilir.

Biz İzotomi’yi özellikle ergenlerin mutlaka yaptırması gereken bir analiz olarak görüyoruz. Bireysel müşterilerin yanında şu anda bazı okullarla da görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle çocuğunun geleceğini önemseyen ebeveynler tarafından çok ilgi görüyor. Yaklaşık üç yıllık çalışmalarda henüz boylamsal sonuçlara sahip olamadık ancak belki 5-10 yıl arasında ilk test sonuçlarını almaya başlayacağız.

Şu anda İzotomi 1.0 belki I-Pod ile karşılaştırılabilir ancak ilerledikçe I-Phone 6 gibi gelişmiş versiyonlarını da görebileceğiz.”

Umut Kısa’nın çalışmalarından, açıklamalarından ve kendi travmasını sunmaktan çekinmediği içten anlatımından sonra bir kez daha sorumuzu yineliyoruz: “Ne dersiniz, ‘İzotomi Projesi’ ile çocukların geleceklerini öngörebilmek sizce de mümkün müdür?”

 

Bir Yorum Yazın