Boğaç Gökmen

Metal tarihinin en mühim şarkılarının müsebbibi olmakla birlikte en sadık dinleyici kitlesine sahip toplulukların da başında gelir Manowar.

Son yıllarda sıklıkla gündemi meşgul eden, birçok dev grubun veda turnesi furyasına ayak uydurdukları ve Final Battle ismiyle surdürdükleri turne kapsamında ülkemize de uğrayacak olmaları doğal olarak büyük yankı uyandırmış, dinleyicilerin uzun zaman önceden geri sayıma başlamasına neden olmuştu.

Tabii ki her konser bir şölendir, dostlarınla hatta aynı melodilere gönül verdiğin binlerce kişiyle tek yürek olmak hissiyatı bu renkli faaliyetleri çok farklı bir yere taşımaya yeter.

Bazı grupların konserleri ise o günün âdeta bir bayram telaşı ve sevincine bürünmesine yol açar. Şüphesiz ki Manowar da metal dinleyicisi nazarında bu bayram havası estiren grupların liste başlarının gediklilerinden olarak destansı şarkıları, görkemli sahne şovları ve birçok bakımdan metalin kralları sıfatını hak eden kariyeriyle çok özel bir büyüklüğün sahibi. 

Bu gibi grupların konser günleri de öncesi ve sonrasıyla âdeta bir derbi maçı atmosferine dönüşür. Akşamdan hatta birkaç gün önceden başlar giyeceğin tişörtün seçim ve hazırlığı örneğin. Konser öncesi toplanıp bir ön hazırlık babında tansiyonu ve motivasyonu zirveye taşıyacak şarkılar eşliğinde eski konser anılarını masaya yatırmak kaçınılmazdır örneğin. Ve örneğin, uzun yıllardır rastlayamadığın eski dostlarla keyifli, tesadüfi karşılaşmalara, kucaklaşmalara sahne olur konser günleri.

Tam da bu şekilde tarihi günlerinden birini yaşıyordu KüçükÇiftlik Park konser alanı çevresi. Bizim gibi konuya, birkaç adım ötesinde Beyoğlu’nda ısınmaya başlayanlar için Taksim çevresinin olduğu gibi.

Mekan girişine yakın çim alandaki biralı sohbetler saatler ilerledikçe hızlanmayı gerektirirken, yaş ortalamasının her geçen dakika artması birkaç nesile hitap etmeyi başaran Manowar gibi toplulukların konserlerinde görmeye alıştığımız mevzu. Bu çıplak gerçek bir yanıyla da sohbetlerin ister istemez 80 ve 90’lı yıllara uzandığı lezzetli kapı önü muhabbetlerini de beraberinde getiriyor, Ankara, İzmir, Çanakkale ve daha birçok şehirden akın akın konser alanına ulaşan tutkulu metal emektarı içeride yaşanacak coşkuyu tahmin etmeyi kolaylaştırıyordu.

Konserin başlamasından bir buçuk, iki saat kadar öncesi alanı doldurmayı sürdüren kalabalığın cüssesi iyiden iyiye kendini belli ederken, bir adım sonrası içecek standlarından bir şeyler alabilmek iyi bir mesai harcamayı gerektirir hale geliyordu. Ancak herkesin keyfi yerinde ve gözlerinde bir ışıltı.

Manowar’ın ülkemize daha önceki gelişlerindeki coşkuyu şöyle bir gözümüzün önünden geçirdiğimizde gecenin ilerleyen saatlerinin neler getireceği beklentisi heyecanı giderek artırıyordu. Çoğu kişi için topluluğun ilk gelişi olan 2005 yılındaki Yedikule Zindanları konserinin yerini hiçbiri tutmasa da bu tip grupların yarattığı heyecan ne olursa olsun yaşanmaya değer bir atmosfer oluşturuyordu, tıpkı bugün gibi.

Topluluk kurucu kadrosundan yalnızca solist Eric Adams ve bas gitarist Joey DeMaio ile günümüze kadar gelebiliyor, diğer elemanlar ise âdeta bir peri masalına konu olacak şekilde Manowar Tribute grubundan as kadroya terfi eden gitarcı Evandro Moraes ve davulda Anders Johansson.

Resim
Fotoğraf: Sebastian Konopka

Saat 21.30 sularında kapanan ışıklar ve başlayan intro zamanın gelip çattığını müjdeliyor ki safların sıklaştığını, herkesin kendine bir başlangıç pozisyonu aldığını görmek mümkün.

Grubun fırtına gibi bir giriş yaptığını söylemeye gerek yok ancak madem ağızdan çıktı ilk şarkılara bakarak bu benzetmenin abartı olmadığına ikna olmak kolay olsa gerek. “Manowar” ile başlayan grup, art arda patlayan “Brothers of Metal Pt. 1”, “Blood of My Enemies” ve “Call to Arms” ile otalığı ateşe veriyor. Daha sonra “Hand of Doom”, “Sons of Odin” ve “Swords in the Wind” ile 2000’li yıllara selam çakmayı ihmal etmiyorlardı. Bu yoğun bombardımanın ardından Joey DeMaio amcanın klasikleşmiş bas solosu faslı ve oradan kapısı aralanan 80’lerin efsanevi günleri. “Battle Hymn”, “Thor (The Powerhead)”, “Kings of Metal”, “Fighting the World” ve “Hail and Kill” her şey bir yana tam bir duygu patlamasına yol açıyor koca alanda. Kimimiz için lise yılları, kiminin dinlediği ilk Manowar şarkıları, konserin bu bölümünde birbirine sarılanların sayıcı hiç de az değil onu da söyleyeyim.

Introsuz “Battle Hymn” ve Fighting The World”den “Hail and Kill”e yine bir potburi misali introsuz geçişler esnasında sahnenin uzak ara en parıldayan ismi solist Eric Adams babayı bile aksatan akış konserin akla yatmayan tartışmalı pozisyonları olarak değerlendiriliyor.

Resim
Fotoğraf: Sebastian Konopka

Sahnenin eksik olmayan sisi, dumanı, ansızın tepeler üzerinde beliren mızraklı, kalkanlı Viking bölüğü, havai fişekler arasında atılan zafer naraları, seyir zevki bakımından kısa süre de olsa bir masal diyarına  ışınlanmak anlamına geliyor ki muhtemelen son yılların en gürültülü konserine tanık oluyor seyirci.

“The Power of Thy Sword”, “King of Kings” ve “House of Death” uc uca eklenerek tansiyonu ayakta tutmaya yeterken Joey DeMaio amca ortaya dikilip topa basıyor ve belli bir oyun temposu yakalanan maçın coşkusunun düşmesine neden oluyor âdeta. ‘Biraz da metal magazinine ne dersiniz?’ kıvamında elinde bir tomar kağıtla başladığı açıklaması o gün bugündür verdikleri ilk konser olduğu için Hellfest’teki iptal olayına ayrılıyor. Soundcheck tartışması sebebiyle terk ettikleri festival hususundaki haklılıklarını dile getiriyordu finalinde bir kutu birayı başından aşağı boca ederek.

Kapanış gaz üstüne gazla gerçekleşiyor, öyle ki “Warriors of the World United” ve muhteşem “Black Wind, Fire and Steel”, aslında bu konserin bir veda olmayacağı konusunda şüphe ve umudu olanların dönüş yolunda yaptıkları sohbetlerin arka planında çalıp durmayı sürdürüyordu.

Resim
Fotoğraf: Sebastian Konopka

Her yiğidin bir yoğurt yiğişi vardır derler, Manowar da kariyeri boyunca metal tarihine damga vuran şarkıların mimarı olarak elbette kendisine yakışan birçok metal kilişesini zihinlere kazıyarak ayrılıyordu İstanbul sahnesinden.

Topluluk da farkına varmıştır diye düşünmeden edemiyorum, çünkü geceye damgasını vuran taraf kesinlikle alanı tıka basa dolduran, coşkusu bir an düşmeyen ve âdeta ‘böyledir bizim sevdamız’ dedirten tutkulu metal taraftarı ve tıkır tıkır işleyen organizasyonun mimarları Vera Müzik Production ve Hammer Müzik oluyor.

Fotoğraflar: Sebastian Konopka