Eda Filiz, 1 Ekim 2016

Dünyayı gezmek, farklı yaşayışlara şahit olmak çoğu insan gibi benim de hayallerimden biriydi…

Ama çıkacağım yolculuğa ben de bir şey katmalıydım, karşılıklı bir şeyler katmalıydık birbirimize..

Müzisyen olarak çıktım ilk olarak yola. Altı Avrupa ülkesinde sokaktaki insanlara müzik ile seslendik ve beraber dans ettik..

Sonra öyle bir his oldu ki içimde, 1878’de, şimdiki Türkiye topraklarına göçmüş olan atalarımın topraklarını keşfetmek istedim..

Bir belgesel projesiyle çekimlerini yapacak olduğum ilk ülke Bosna’ydı, heyecanlıydım.. Gün geldi, hazırlıklar bitti ve yolculuk başladı…


bosna

Bu fotoğrafı çektikten sonra aldığım bir not;

”Bu topraklar geçmişim, 150 yıl evvel masallar diyarından göçmüş Nanalar Dedolar.. Bugünlerinde geçmişine hoş geldin Eda. Alabildiğine yeşil ve mavi masal diyari burasi. Sen simdi geldiğin topraklarda bir gezginsin.. Jedna si jedina moja domovina. ”

Masal diyarıydı gerçekten, göçmen olduğumu göçtüğüm yere gelince anladım. Bunu bana açıklayan en güzel yazı şu oldu..

Taşıdıkları kimlik ne kadar korunmaya çalışılsa da göçmen kimliği “melez” bir kimliktir. Geldiği yerden getirdiklerini yerleştiği yere aktarırken, yerleştiği yerden aldıklarını da bu eskilerle birleştirir. Artık ne geldiği yerlidir tam olarak ne de yaşadığı yerlidir. Geri dönmeye kalksa eski toprakları da artık onun geldiği zamanki gibi değildir. “[Göçmenlerin] yoklukları esnasında, anayurtlarında toplum tamamen o toplumun parçası olmadıklarını hissettirecek şekilde ileri gitmiştir, çünkü olan gelişmelerin içerisinde bir rolü olmamış, onlara tanıklık etmemiştir. Bu, göç şartları ne olursa olsun geri göçle birlikte hiçbir göçmenin ayrı kaldığı kültürle kolayca birleşemeyeceği anlamına gelir” (Baily ve Collyer, 2006:171-172).

Ne tam Türk idim ne de tam anlamıyla Boşnak.. Göçmenlik hem Türk hem Boşnak olmaktı. Bosnada geçirdiğim her anımda oraya ait olan yanlarımı bulup sımsıkı sarılarak sahiplenmek istiyordum..

23 yaşımda ilk defa bastığım bu topraklar atalarımın yaşadığı yerdi.. Arayıp bulacağın bir sürü hikaye ve geçmişini anlamlandıracağın tüm ipuçlarını barındırıyordu..Bu iki kimlik de beni ben yapan şeylerdi.. Ama ruhum beni resmiyette ait olmadığım kimliğimi sorgulamaya yöneltiyordu. Balkan coğrafyasında selam verdiğim her insanın hikayesini dinlemek için can atıyordum. Dilimin bağı çözülse de daha çok konuşabilsem Boşnakçayı..

Konuştuğum Boşnakça atalarımın Türkiye’ye getirdiği eski Boşnakça’ydı,  aradan 150 yıl geçmişti, dil sürekli değişen bir şeydi. Aramıza giren tüm farklılıkları değiştirecek tutkuya sahibim..

Türkiye’de yaşayan onlarca Balkan göçmeniyle aynı hikaye benimki…

Boşnak, Pomak, Arnavut hiç fark etmiyor göç herkes için aynı şeyleri ifade ediyor…