Boğaç Gökmen

 

Omuzlara binen koca bir yılın son haftasını şöyle taşı gediğine oturtacak, dinleyicinin içinde biriktirdiğini önüne koyacak bir konserle geçirmek fikriyle, 2018’in son demlerinde Kadıköy yolları bir kez daha arşınlanıyor. Vapur penceresinden Aralık ayı normallerinde hayli berrak bir İstanbul silüeti eşliğinde soluğu Kadıköy topraklarında alıp, olmazsa olmaz meşhur Akmar ziyaretleriyle işin klasik tarafını da yerine getirmek boynumuzun borcu âdeta.

İstikamet, Kadıköy’ün bir başka meşhuru Kadife Sokak ve sembol mekân Karga’nın önünde alıyoruz soluğu. Son dönem özellikle de death metal bayrağının dalgalandığı Kadıköy ve bu minvalde gelenekselleşen Kargart konserleri vesilesiyle bilmem kaç sefer bulunduğumuz noktada sert müziği felsefe edinmiş dost yüzlerle yine bir arada olmak, sevip saydığın müzik evreni içerisinde gevezelik etmek bu konser işlerinin en keyifli ve ruhani yönlerinden biri kuşkusuz.

Kaç kere konser izledim hatırlamıyorum bu mekânda ancak her Kargart etkinliğinde en üst kata çıkana değin bir Harry Potter atmosferi bir Hobbit evinin merdivenlerinden çıkarken buluyorum kendimi. Tolkien’in Orta Dünya’sına ışınlanmak gibi bir his zira çatı katına varana kadar Hobbit boyundayım. Sihir, büyü işleri bunlar aman diyim.

Sert bir şeyler içmek iyi gelir mi, yoksa kaldığı yerden mi devam etmeli, John Entwistle’ın ruhu buralarda geziniyor sanki, ya da onun gibi veda eden birileri. Aman baba diyorum, hani kaderi benzemesin gibilerinden, bara yanaşıp, “bir bira da ben aliyim de kaldığım yerden devam edeyim” diyebiliyorum, bu arada boyum da normale dönüyor neyse ki. Neyimiz normalse, o da ayrı mevzu.

Gecenin maksadı açık, doom, sludge, stoner, metal ve türlerinin gelmişine, geçmişine, anlam ve önemine vakıf olunacak bir art niyet.

Sahnede kıpırtılar, hareketler, ön saflara ilerlemeler ve ilk ekip Gaddar sahnede yerini alıyor bile.

Açıkçası gerekli birçok şey mevcut Gaddar’ın sahneden seyirciye yansıyan soluklarında, isyanın, kendine has cefa çekmişliğin ancak bir tarafıyla da iğneyi kendine batırmaktan sakınmayan bir tavır. Zira, “Yat Kalk Her Gün Aynı” derken kendini ortaya koyuyor içlerinden geçeni güçlerinden geldiğince söyleyecekleri. Sert bir rock n’roll tabanında keyifli ve adrenalin dozu yerinde bir ruh hali vaad ediyorlar. Bahsettikleri gibi sahnedeki kaplan gücünü yansıtacak gibi de duruyorlar lakin tanık olduğumuz sadece dört provayla çıktıkları ilk konserleri. Kreator’un dev parçası “Phobia” takır takır akıyor sahneden sonrasında ise bir Barış Manço şarkısı yorumu “Düriye” değişik tınlıyor, Moğollar’ın “Bir Şey Yapmalı”sı ise tam da yerine oturmuş görünüyor.

Artık sıradaki Sülfür Ensemble’a odaklanmalı.

Kısaçalar ebatlarında dörder şarkılık iki yayını var Sülfür’ün. İlk dörtlüyü 2016’da Marliyn Monroe’yu da anarak şu ‘aptal sarışın’ hesabını dürüp, sert bir cevapla kapatırken, ikinci dörtlüyü de 2018’de yuvarladılar dinleyicinin kucağına.

Doom kulvarının istisnai beste yapılarıyla ayrı bir sayfa açmayı bildi Sülfür Ensemble. Ülke yeraltı sahnesinin mühim karakterleri Radical Noise, Antisilence, UÇK Grind ve Nitro üyelerinin bir araya geldiği bir ekibi ıskalamak da olmazdı doğrusu.

Her şeyden önce belirtmek gerekiyor ki Sülfür Ensemble’ın sahneye verdiği önem ayrı bir takdiri gerektiriyor. Ortam, sahne, olanaklar ne seviyede olursa olsun kendi evrenlerini kurdukları bir sunum şekilleri mevcut. Mekânı kendi renklerine bürüdükleri bu özen, musikiye hakim olmanın yanında meslek etiği bakımından gözden kaçmayacak bir başka mühim nokta olarak bir kenara not edilmeli.

Hatta biraz daha ince görüp, herkesin en az birkaç kez seyredip bu Sülfür etkisinden payına düşeni alması gerektiği eşe dosta tembih edilmeli. Reçetenin esası basit “her güzel ve emek verilen iş desteklenmeli”. Zira şöyle bir etrafa göz gezdirdiğimde pek kimsenin bakışlarını sahneden alamadığını, başını müziğin ritmine uydurmayan hemen kimsenin olmadığını görüyorum.

Müzik sektöründe mufaktan ön saflara kadar çoğu kişinin tanıyacağı Erdem Çapar’ın mikrofon başındaki lokomotifi olduğu dörtlü, bilinçli adımlarla kendine sağlam bir yer edinmeye doğru ilerliyor. Erdem gerçek bir sahne lideri öyle ki sergilediği performansı izlerken aklıma gelen ilk isim Bruce Dickinson oluyor. Hele ki enerji ve terinin son damlasına kadar zemine akıtma işi bakımından. 130 küsur kişi kapasiteli Karga çatı katı ahalisinin karşısına âdeta Donnie Darko tarzı tavşan maskesi ve Dickinson’ın Dance of Death performanslarına atıf yaparcasına pelerinle çıktığı dakikalar görülmeye değer. Gitardaki Levent Ersoy’un sahnedeki oyun düzenini idare ediş tarzı da tam tecrübesine yaraşır endama sahip.

İki kısaçaların tümü ve bir Venom fazlasıyla yılın son maçını alarak sezonun ilk yarısını lider kapatıyor “Sülfür Ensemble”. Defanstan forvete kadro sanırım şu şekilde:

“Die Like John Entwistle”

“Daily Hate”

“Sertkaya”

“Marilyn”

“I Sold Your Soul”

“Plea”

“In League With Satan (Venom)”

“Karaçor”

“Heaven Prison”

John Entwistle’ın ruhu Kadife Sokak’taki çatı katına teşrif etmiş miydi? Kim bilir? Ancak, 90’ların ikinci yarısı, 2000’lerin başı sert müziğin serseri ruhunu 2018’in son deminde yakalamak ayrı bir keyif oluyor doğrusu.

 

Fotoğraflar: Cem Eres