Geçen yıl, Laneth Gece sonrası Salon’dan eve dönerken tekrarı olursa nasıl olur sohbetleri ve zihnimde dönen görüntülerin gerçekleşeceği gece gelip çatmıştı. At çentiği duvara, geçen bir yıl daha.

Salon’un girişinin bulunduğu çıkmaz, yağmurun etkisiyle pervazlara, tente altlarına mevzilenmiş bir kalabalığa ev sahipliği yapmakta. İçeri girmeden iyice ısınsın muhabbetler maksadıyla. Yalnız bu sefer geçen yıl ile arada öyle bir detay farkı var ki 90’lar ilüzyonu şimdi tamamlanmış oluyor aslında. Bu da Parkinson Şeref’ten başkası değil, en doğal hâliyle tamamlıyor bu tabloyu. Gecenin en başından dejavular yaşanmaya başlıyor. En çok da Gitannes bar geceleri beliriyor nedense aklımda.

Razor, Hazzy Hill parçalarını döktürüyor, ben ise sonlarına yetişmekten muzdarip. Gecenin ilerleyen saatlerini şimdiden gözlerde canlandırmaya yetiyor. Geçen yıl Dr. Skull, bu sene Hazzy Hill, 90’lar Ankara gruplarının sesi oluyor Razor. Her Razor performansında olduğu gibi ekibin diğer topluluğu Furtherial hakkında laflamadan edemiyoruz.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Bu gece bir tuhaflık var üzerimde öyle ki bir yerlerinden kaçırıyorum performansları. Murat Beşer’in sunumunun sonlarında kendimi buluyorum içeride. Sırada 70’lerden günümüze ışınlanan veyahut bizleri o dönem düşlerine daldıracak Tünay Akdeniz. Baba’ya eşlik edecek isimler de o denli önemli. Davulda Alpay Şalt, bas gitarlarda Cem Gürel ve Çağatay Ateş, gitarda Taylan Dedeoğlu. Akdeniz, 70’lerde Grup Çığrışım ile 45’likler yayımlamış, dahası “The Godfather of Turkish Punk” olarak geçmiş kayıtlara. Geçtiğimiz aylarda bu parçalar bir plakta toplandı ve 40 sene sonra da sahnede ve işte bu gece burada. Mesut olduğu kadar da heyecanlı ve üzerindeki tişört anlatıyor her şeyi “Rock & Roll Forever”.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Bu arada Murder King için hazırlık var. Doğrusu, ilk albüm “Gürültü Kirliliği” sonrası yeni bir albüm bekledik durduk, bu gece ise vokal değişikliği ertesi ilk konserini veriyorlar. Sahne iyi, vokal iyi. Genel düşünceyi merak ederken, “Ufuk, iyi oturmuş vokale” muhabbetlerinde buluyorum kendimi. “Demokrasi”yle kırıp geçiriyorlar ortalığı.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Artık sahne sırası Rashit’in. “90’ların sonu ne çok anıyla saklı”, 18 yıl aradan sonra yeniden sahnedeler. Yeraltı sahnesinin gücü kuvveti yerinde fedaileri Sattas Orçun, Erdem Çapar, Radical Noise’dan Kerem Onan ve “Kötü Kedi Şerafettin” Bülent Üstün’ün de katılımı ile Salon’da hatırı sayılır bir Punk gecesi yaşanıyor. Pantalonu fırlatıp taytla sahnede kalan Kötü Kedi’nin bu hareketi 80-90’lar Rock modasına ne denli özendiğini itiraf ederken güzel bir gönderme oluyor.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

“Katilin Adı Yok”, “Paran Yoksa Öl”, “Çok mu Zor”da çekilen off’lar, “Altıdan Dokuza” geçip gidiyor gözler önünden. Onca yıl ne ara geçti derken, vokal Oğuz’un şarkı aralarında “bu şarkıları yaptığımızdan beri ülkede hiçbir şey değişmemiş” vurgusunu yaparken düşünüyorum da değişen tek şey, o şarkıların yapıldığı yıllara duyulan ve giderek artan özlem olmuş.

Asafated, “Tout Va Bien” ile aralıyor karanlığın kapılarını. On dakikayı aşkın bir süre yaşanan hipnoz etkisi devamında yaşanacakların ön izlemesi misali. Peşi sıra akıyor şarkılar, herkes memnun herkes pür dikkat. Tanju, mikrofon başında bas gitarıyla 20 yılı devirmiş şarkıları haykırırken bir ara o dönem cep telefonlarının olmadığını ve şimdi de tıpkı o günlerdeki gibi sadece anın keyfinin çıkartılmasını hatırlatıyor.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Grup gecenin açılışını yapan Razor aynı zamanda da Furtherial’dan Başer’i davet ediyor. Furtherial’ın müziğinden bahsederken yeni gruplara verilen destek namına da güzel bir örnek koyuyor ortaya. Eloy Hakan ve Apaçi Ayhan’ı da anmadan etmiyorlar ve “Burried in Mud” parçası buna vesile oluyor. Ama bir de “Kaybolmuş Masumiyet” var ki o da ihmal edilmiyor.

Artık sahne The Climb’a emanet, gecenin finali onların merhametine bırakılıyor. Vokalde son yılların Pentagram vokalisti de olan Gökalp Ergen. Onlar da sahneye çıkmayalı iki haneli yılları aşmış. Aklıma Akmar geliyor, duyduğumda ne çalıyor soruma aldığım cevap ve onların ismini hiç unutmayışım. Gökalp’in sahnesi ve tabanca gibi çalan bir topluluk, The Climb yerli yerinde duruyor. Hani der ya şarkıda: “yıllar da geçse demincek”! İlk albüm yeniden canlanıyor sahnede, tüm anılarla birlikte.

fotoğraf: Seda Açıkoğlu

Geceye keskin bir son koymak zorunda olanlardanım, ama eminim Nikki Wild’ın D.J. seti bir süre daha evirip çevirecektir Salon’un duvarlarını.

“Laneth Bir Gece 2” ile birlikte artık bir evre aşıldı ve temennilere “ne olursa olsun” söylemleri de eklenmeye başlandı. Hatta bunlar birer temenni değil artık “ne olursa olsun bu iş sürmeli, örnekleri artmalı”.

Gönderen: Bir salon dolusu 90’lar.

 

 

 

 

 

Bir Yorum Yazın