Aynur Kulak

Bazı kitapların yayınlanma zamanları o kadar yerli yerinde oluyor ki; sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Bunun sebebi içinde bulunduğumuz şu günlerde güney sınırımızda bir harekatın (savaşın)başlamış olması ve tam da  bu günleri bize anlatır şekilde Küçük Ülke kitabının yayınlanmış olması. Kitaplar her zamanki gibi en iyi anlatıcılar. Her zamanki gibi başa gelenleri, yaşanan acıları, umut kırıntılarını en iyi ve doğru bir şekilde aktarıcılar. Sırf bunun için bile okumalıyız. Tarihin tekerrür etmemesi için bir de fakat; savaşlar söz konusu olduğunda tarih hiç durmaksızın tekerrür etmekte maalesef.

Kafka Yayınları tarafından yayımlanan Gael Faye romanı Küçük Ülke’yi elime aldığımdan beri düşünüyorum bunları. Acayip olan şey savaşa dair onca somut, yaşanmış acılar varken savaşın dünyanın her noktasında bitmeksizin devam etmesi. Özellikle savaşı yaşamış, çocuklukları bu yüzden travmaya dönüşmüş yazarların yazdıkları iç kanırtıcı gerçekten. Çocukluk dönemi yaşanan kötü şeylerin telafisinin ne kadar büyünürse büyünsün imkansız olabileceği bir dönem çünkü. Ruandalı bir anneyle Fransız bir babanın çocuğu olarak Burundi’de dünyaya gelen yazar Gael Faye, Ruanda’da soykırımın başlamasıyla ailesi ile birlikte Fransa’ya göçer. Bu zorunlu göçüş onun hayatında çok önemli bir dönemce sebebiyet verir. Eğitimini finans alanında yapar, bu alanda çalışır fakat yazarlık her zaman hayatında vardır. Yaşadıklarını ve yaşadıklarından dolayı hissettiklerini yazması gerekmektedir.

Küçük Bir Ülke, Soykırım, Büyümeyen Bir Çocuk

Geri dönüşlerle, çocukluk günlerinin savaş ve soykırım dolu günlerine dönüşlerle okumaya başlıyoruz Küçük Ülke’yi. On yaşındaki Gabriel, Orta Afrika’da  Büyük Göller bölgesinde yer alan Burindi’de  Fransız babası, Ruanda’lı annesi ve kız kardeşi ile yaşamaktadır. Bulundukları mahallede yetmiş iki milletten oluşan komşularıyla yaşayan küçük Gabriel henüz siyasetten, etnik ayrılılardan, savaştan, şiddetin yarattığı tahribatlardan habersizdir. Aklı ermemektedir böyle şeylere. Bütün olup bitenleri daha sonra hatırlayıp dile getirse bile (yazsa da) babasının bölgede olup bitenlerle ilgili kendisine ve kardeşine anlattıkları akıl alır gibi değildir üstelik.

“O anda ne düşündüğümü ben de bilmiyorum. Zaten insan tüm bu anlattıkları hakkında ne düşünebilirdi ki? Ben de bunun üzerine şöyle sormuştum:

-Tutsiler ile Hutular arasındaki savaşın nedeni aynı topraklara sahip olmamaları mı?

-Hayır değil. Aynı ülkede yaşıyorlar.

-O halde… Dilleri mi farklı?

-Hayır, aynı dili konuşuyorlar.

-O zaman tanrıları mı farklı?

-Hayır, tanrıları da aynı.

-Peki o zaman niçin savaşıyorlar?

-Çünkü burunları farklı.

İlla bir sebep bulmak gerekirse savaşmanın ve soykırım yapmanın ironik bir sebebi olarak küçük Gabriel’e babasının söylemiş olduğu son cümle çarpıcı idi gerçekten. Savaşacak çok belirgin bir sebep yokken ortada, savaşıyor olmanın saçmalığı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi Gabriel’e.

Masumiyetin Yitirilişi

Küçük Ülke bu anlamda bir çocuğun masumiyetini yitirişinin hikayesi olarak da okunabilir. Gerçek bir yaşam öyküsü söz konusu her şeyden önce. Gabriel, Gael Faye’in ta kendisi ve bu yüzden yazdığı her cümle çocukluğunda yaşadığı savaş travmasının ta kendisi. Bir okuyucu olarak yazılanların çarpıcı duygu durumları tam olarak sirayet ediyor içinize. Sırf etnik kimliğinden dolayı sevdiği insanların öldürülüşüne şahit olan Gabriel’in yalnızca çocukluğu değil hatıraları da elinden alınıyor.

Gael Faye’in tüm yaşadıklarına rağmen çocukluğundaki masumiyeti bırakmak istemediğini seçtiği naif anlatım dilinden anlıyoruz. Fakat ne kadar naif bir dil seçilirse seçilsin yaşananların son derece gerçek ve kanırtıcı oluşu Küçük Ülke’yi çarpıcı kılıyor. Şöyle çarpıcı bir tespitte bulunuyor mesela Gael Faye: “Soykırım tıpkı bir petrol sızıntısı gibiydi. İçinden boğulmadan çıkanlar hayatları boyunca katrana bulanmış oluyordu.”

Okumanız dileğiyle

Küçük Ülke

Yazar: Gael Faye

Yayınevi: Kafka Yayınları

Türü: Roman

Çeviri: Gizem Şakar

Yayın Tarihi: Nisan 2019

Sayfa Sayısı: 188