Aynur Kulak

Kitaplar hafızaya tabiidir. Unutmamak, hatırlamak adına yazar ve okuruz. Çünkü insan hafızası aslında unutmak istemez. Hep hatırlanmak ve anılmayı istemek de cabası. O yüzden yazan biri ile karşılaştığımızda ona ilk söylediğimiz şey; benim hayatım tam da yazılacak türden deriz. Daha iyi yaşayabilme konusunda bu kadar atak değilken; hikayemizin hafızalara yer etmesi için yazılmayı istemek “Asla”larımızın çok olması ve zamanla üstümüze yük olması ile ilgilidir. Asla asla diyebiliriz oysa ki ; hikayelerimiz bu şekilde de hafızalarda yer edinebilir.

Colleen Hoover ve Tarryn Fisher seri kitapları Asla Asla, hafızanın insan hayatındaki yeri konusunu işlemesi açısından okumamız gereken hikayeler arasına girmiş bulunmakta. İlki yine Epsilon Yayınları tarafından 2017 yılında basılan, ikincisi ise geçtiğimiz ay kitapçı raflarındaki yerini alan Asla Asla iki önemli ve çok satan yazarın bir araya gelmiş olmaları açısından da dikkati çekmekte.  Her çıkardıkları kitapla New York Times’ın en çok satanlar listesinde ilk sıraya yerleşen bu iki genç yazar, bir roman için bir araya gelerek hiç de kolay olmayan bir işe imzalarını atıyorlar.

Hafızanın Asla’sı Olmaz

Çocukluklarından beridir birbirlerini tanıyan, birbirlerini seven, birbirlerine aşık Charlie ve Silas’ın hikayesinin içine çekiliyoruz. Her aşk ilişkisi gibi inişli, çıkışlı bir ilişkileri olan, öğrencilik hayatları devam eden çiftimiz bir gün okuldaki dördüncü derslerine girecekleri esnada hafızalarını kaybederler. İlk etapta ne olup bittiğini çok anlayamazlar çünkü bu hafıza kaybı sadece onların başına gelir. Fakat her şey hafızalarından silinmiş değildir. Kullandıkları tüm kişisel şifreleri hatırlıyorlardı mesela. Kullandıkları arabanın anahtarsız çalışıyor olduğunu ya da. Ama birbirlerine dair hiçbir şey hatırlamıyorlardı. Silas’ın bir erkek kardeşi vardı fakat hiç hatırlamıyordu onu. Ya da evlerinin şekli, odaları, kendi odalarının neresi olduğu konusu tamamen karanlıktaydı. Yani gereksiz tüm ayrıntılar hafızalarında hala duruyorken, birbirleriyle ve gündelik sosyal hayatlarıyla ilgili her bir detay bir anda silinmişti.

Charlie ve Silas yaşadıkları hafıza kaybının sadece kendi başlarına geldiğini idrak eder etmez durumu çözmeye çalışırlar ve ilk vardıkları sonuç şu olur. İki yabancıya dönüşmüş olan bu iki insan birbirlerine sırılsıklam aşık bir şekilde dört yıldır beraberdirler. Her ikisinin de aileleriyle problemleri vardır. Hikaye ilerledikçe Charlie ve Silas’la birlikte idrak etmeye başlayacağımız problemler hatırlanacak gibi değillerdir gerçekten. Gençler zaten başlarına gelen hafıza kaybıyla nasıl baş edebileceklerinin derdine düşmüşlerdir. Tam da bu noktada, yaşadıkları endişe ve huzursuzluğun onlarda nasıl duygu durumları yarattığı konusunda Silas’a kulak verebiliriz.

“Bana ne olmuş olabilir diye ona sormak istiyordum ama onu korkutmak istemiyordum. Kendisini tanımadığını ona nasıl anlatabilirdim? Bunu herhangi birine nasıl anlatabilirdim? Son üç saati doğal davranmaya çalışarak geçirmiştim. Başta şuurumu kaybetmeye sebep olan bir takım yasa dışı maddeler kullandığıma kanaat getirdim ama bu, şuur kaybından farklı bir şeydi. Bu, yükselmekten ya da sarhoş olmaktan farklıydı ve benim bunu nereden bildiğime dair en ufak bir fikrim yoktu. Son üç saat dışında hiçbir şey hatırlamıyordum.”

Hatırlamaya Çalışmanın Çetrefilli Yolları

İkisi için de yeni bir hatırlamaya başlama, hatırlamak için tüm enerjilerini harcama dönemi başlar. Günlük hayatlarında ne yaptıkları, aileleri, okulları değil de Charlie için birbirleriyle ilgili yaşadıkları duyguları hatırlama mevzuu önemli bir detay haline gelir. Hafızalarını kaybetmeden önce ne hissediyorlardı acaba? Neydi onları birbirleri peşinden sürükleyen duygular? Hikaye bu sorular eşliğinde duygulara doğru yönlendiği andan itibaren Asla Asla başka bir tat bırakmaya başlıyor zihninizde. Çünkü şöyle bir iç mırıldanma içindeydi Silas;

“Bu duyguyu tekrar hissetmek istiyordum. Birine aşık olmanın ne hissettirdiğini tekrar hatırlamak istiyordum. Hayır, birine değil. Charlie’ye aşık olmanın nasıl bir his olduğunu hatırlamak istiyordum.”

Asla Asla’yı güzel kılan taraf zihnimizin karşımızdakinin bize ne hissettiği ile değil de aslında bizim karşımızdaki ile ilgili ne hissettiğimiz duygusuyla ilgilenmesi. Bu anlamda hafıza kaybı yaşıyor olmak da geri plana düşüyor, hatta önemsizleşiyor. Bir okuyucu olarak  Charlie ve Silas’ın bir zamanlar hissettikleri duyguların aynısını yeniden hissetmesini istiyorsunuz. Fakat siz kitabın kahramanlarıyla birlikte neredeyse aynı şeyleri isterken serinin ikinci kitabı ikilinin ilişkileri açısından bambaşka bir yöne evriliyor. Her şey karmaşıklaşıyor hatta.

İki Yazar Tek Duygu

Kitapların  kurgusu ve hikayenin akışına baktığımızda Colleen Hoover-Tarryn Fisher birlikteliği uyumlu. Hatta iyi bir senkron var diyebiliriz. İkisinin de odak noktası kaybedilen hafızadan çok kaybedilen duyguların bulunması üzerine. Charlie ve Silas’ın hikayelerinde kendinizi bulma olasılığınız çok yüksek. Özellikle unuttuğunuz duyguların tekrar harekete geçmesini isterseniz Asla Asla serisini okumanızı tavsiye ederim.

Asla Asla

Yazarlar:   Colleen Hoover-Tarryn Fisher

Yayınevi: Epsilon Yayınları

Türü: Roman

Çeviri: Nihal Yormaz

Yayın Tarihi: Ağustos 2019

Sayfa Sayısı: 202