Aynur Kulak, Mayıs 2019

İlk sinema filmi Fransız Lumiere Kardeşler tarafından çekilmiştir diye kabul edilir. Biz de buna uymalı mıyız; ya da doğru mu kabul etmeliyiz? Garden Cafe adında bir yerde 33 kişiden oluşan bir izleyici topluluğuna 26 Aralık 1895 yılında Lumiere Kardeşler tarafından sunulan tren istasyonu ile ilgili belgeselden önce sinema adına hiçbir icat olmamış ya da gösteri gerçekleşmemiş midir? Bir gün iki kardeş pat diye çıkıp, 33 kişiyi etrafında toplayıp dünya sinema tarihi için bir ilki gerçekleştirmişlerdir diyebilir miyiz kolaylıkla?

Halbuki Bioskop’un (çift sistemli hareketsiz fotoğraf yansıtıcı) mucitleri Max ve Emile Skladanowsky kardeşler (Evet, yine kardeşler) Lumiere Kardeşler’in gösteriminden bir ay önce 1 Kasım 1895’te para ödeyen bir gruba fotoğraflardan oluşan bir gösteri yaparlar. Fakat Bioskop yukarıda da yazdığım gibi ‘hareketsiz fotoğraf yansıtıcısıdır’ ve bu yüzden Lumiere Kardeşlerin hareketli görüntüsü daha çok ilgi çeker. Bu arada Bioskop’un ilk icadı 1851 yılında ilk olarak Jules Duboscq  tarafından yapılır. Sinematografın temelleri ise 1832 yılında Belçikalı Joseph Plateau ve Avusturyalı Simon Von Stampfer ilk animasyon aleti olan Fenakistiskop’u eş zamanlı olarak bulduklarında atılır. Bu konuyu Sinoloji bir Çin bilimidir diyerek  II. Yüzyıl Çin öğretilerine kadar götürebilirim.

Ya da mağarasında yaşarken mağara duvarlarına hayal ettiği ilk hareketli görüntüyü çizen ilk insana. Sonra da Alman Dışavurumcu sinemadan, Fransız İzlenimciliği ve Yeni Dalgası, İtalyan Yeni Gerçekçiliği derken günümüze kadar uzun, çok uzun bir yolculuk yapabilirim. Ama yapmak istediğim şey bu değil. Çünkü tarihi bir dokümantasyondan  unsuru olmaktan daha da yüksek bir düzeye çıkartmak gerekliliği en çok Kültür Sanat dalları için elzem olsa gerek.        

Bir Hikaye Aktarım Sanatı

38. İstanbul Film Festivali’nin gerçekleştirildiği Nisan ayı aynı zamanda bahar başlangıcı ayı. Sinema ve bahar adına gerçekleşen bu büyüleyici birliktelik her zamanki gibi uzaktan veya yakından herkese bir şekilde temas edecek. Bu temas ya film festivali gerçekleştiği sırada olacak ya da on yıllar sonra; kim bilebilir? Temasın zamanın içindeki muazzam yolculuğu… Asıl büyüleyici olan şey bu. 12 gün içerisinde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filminin beyazperdeye yansıdığı bilgisiyle hareket edersek, kaç insan hikayesine (başroller dışında) şahitlik ettiğimizi de düşünebilir miyiz? Böyle bir şey hesap edilebilir mi?

Seçil Büker ve Y. Gürhan Topçu; Sinema: Tarih-Kuram Eleştiri isimli kitaplarında yazının başından beri bahsetmeye çalıştığım yedinci sanat sinemanın doğuşunun günümüze kadar olan yolculuğunu önemli kuramcıların yazıları eşliğinde biz okurlara sunuyorlar. Yayın dünyamızda böyle kuram kitaplarının, özellikle kültür sanat alanında çıkmadığını düşünürsek ne kadar değerli bir işe imza attıklarını bir nebze de olsa anlayabiliriz.  

Sinema kimilerine göre edebiyat ve tiyatronun yanında bir sanat dalı bile değil. Bu ayrıca bir tartışma konusu olabilir elbet. Fakat Lumiere Kardeşlerin ‘ilk en gerçekçi’ beyazperde görüntüsünü ( Trenlerin konu edinildiği belgeselde seyircilerin trenin üstlerine geldiğini zannedip korkmasından rivayetle) baz aldığımızda ‘sinema en etkili hikaye aktarma sanatı’ olarak karşımıza çıkmakta.

Seçil Büker  ve Y. Gürhan Topçu 374 sayfa süren ve 6 ana bölümden oluşan kitapta sinema sanatının temelini, düşünceleri, araştırmaları, şimdiye kadar oluşmuş tüm kuramları, önemli tezleri ve makaleleri bizlerle paylaşıyorlar.

Sinema ve Etkileri

Tüm kitap boyunca çok değerli sinema öğretmenlerinin, araştırmacıların analizlerini okumak sinema sanatının hayat ve insan hikayeleri aktarımında ne denli zenginleştirici bir sanat dalı olduğunu anlamamızı sağlıyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da sinema aracılığıyla toplumun olup biteni analiz etme ve anlama süreçlerine olan katkı asla yadsınamayacak bir gerçek olarak hemen hemen her yazıda not düşülüyor.

Sinemanın insan psikolojisi ve davranışları dendiğinde en önemli bağlantı noktası psikanalizin kurucusu Freud olmuştur hep. Sinemanın Freud’dan beslendiği kuram yazıları ve en az Freud kadar sinema kuramına katkıda bulunmuş Lacan’ın etkilerini okuduğumuz yazılar çok önemli.

Seyirciler sinemanın olmazsa olmazları. Sinemaya gidilen süreç seyirci olmaktan geçiyor aslında. Seyircinin sinema ile özdeşim kurması sürecinin incelendiği yazılar Lacan’ın Ayna Evresi teorisine bağlantılanması açısından ayrıca önemli ve sinema ile ilgilenen herkesin kesinlikle okunması gerekiyor.

Ve kadın tabii ki… Feminizm düşünce ve olgusunun dünyaya yayılmasıyla beraber, bir haz nesnesi olarak görülen kadının sinemada kendine yer bulması mevzuu giderek önem kazanıyor ve sinema vasıtasıyla aslında kadına bakışın nasıl olduğunu öğreniyoruz. Kadının sinema evrenindeki yeri gittikçe o kadar önem kazanıyor ki toplumdaki çıkışına da büyük bir etki sağlıyor diyebiliyoruz rahatlıkla.

Kitapta toplumsal akımların  da sinemaya etkisinden söz ediliyor elbet. Özellikle Postmodernizmin yükselişe geçmesiyle birlikte yeni sinema anlayışından söz ediliyor ki; günümüz sineması için referans değerinde yazılarla karşı karşıya kalıyor ve konu ile ilgili benzersiz bilgilere sahip oluyoruz.

Toplumların kültürleri ve siyaset konularının sinemaya etkisi özellikle Hollywood sineması çerçevesinden anlatılıyor. Hollywood sinemasının son dönemlerde kültüre ve siyasete yön veriş biçimi, film nedir sorusunu da gündeme taşıyor. Film eleştirilerinin önemi tam da burada masaya yatırılıyor işte.

Tren Belgeselinden Kuram Olgusuna

Lumiere Kardeşlerin belgeselinden sinemanın geldiği, teknolojik, ticari ve anlatım alanındaki gelişimi gerçekten muazzam.   Kitleleri etkisi altına alan devasa bir sektöre dönüşmüş durumda sinema. Kitabın içeriğine baktığımızda kitabın yarısından bile bahsetmiş olmuyorum aslında. Bu yüzden böylesine dolu dolu yazılmış, kafa yorulmuş ve derlenmiş  Sinema: Tarih-Kuram Eleştiri kitabı sinemanın gelişim süresince geldiği noktada sinemayı seven ve takipçisi olan herkes tarafından edinilmesi gerekiyor.  

  Emeği geçen herkese teşekkürler…

Sinema: Tarih – Kuram Eleştiri

Yazan: Seçil Büker – Y.Gürhan Topçu

Yayınevi: İthaki Yayınları

Türü: Araştırma-İnceleme

Yayın Tarihi: Mart 2019

Sayfa Sayısı: 374