Elinde gitarıyla ya da piyanonun başında kendi beste ve söylemleriyle herkesin ve her şeyin karşısına dikilip kendilerini ifade eden müzisyenler.

Bob Dylan’dan, Bruce Springsteen’e oradan Joan Baez’e, Tracy Chapman’a, Ben Harper’dan, Billy Joel’e kadar saatlerce dinlemekten, üzerlerine konuşmaktan keyif duyacağımız isimlerdir bunlar. Son yıllarda bu isimler arasına katabileceğim kişilerden biri de Amos Lee.

‘Amos Lee’ Philadelphia’lı gitarist, şarkıcı ve besteci. Ondan bahsetmemin sebebi yeni albümüyle tekrar huzurlarımıza çıkıyor olması. Son birkaç seneyi turnelerle geçiren Amos bu süreyi gayet iyi konser kayıtlarıyla taçlandırmayı başardı. Şimdi ise yepyeni şarkılardan oluşan ‘Spirit’ albümüyle karşımıza çıkıyor.

2011 yılında çıkan şahane ‘Mission Bell’ albümüyle yakalamıştım kendisini. O dönem en çok dinlediklerim arasındaydı ve birbirinden iyi parçalarla öne çıkan yapımlardan biriydi. Sade, samimi, country ve folk-rock şarkıları kaliteli yorumculuğuyla birleşince kariyerinin en iyi işlerinden birini çıkartmıştı ortaya. Uzun süre ‘Windows Are Rolled Down’ çalıp durduğumu hatırlarım.

2013’deki ‘Mountains of Sorrow, Rivers of Song’ ve az önce de bahsettiğim konser kayıtları özellikle de Colorado Symphony ile gerçekleştirdikleri ‘Live at Red Rocks’ performansı ile arayı sıcak tutmayı başardı.

Yeni albüm ‘Spirit’ için birkaç dinleme sonucunda Amos Lee’nin yine iyi bir iş çıkardığını söylemem gerekiyor.

Albümde hissedilir seviyede soul tınıları ve beste yapılarına yer verdiği görülüyor. Blues ve temelde oturan folk-rock işlemesi. Her gelen albümde bir tutam daha içine kattığı unsurlar bu çalışmada da devam etmekte. Bunları söylerken daha pop bir iş olduğunu da belirtmek gerekiyor. Hatta daha geniş bir dinleyici yelpazesine hitap etmesi bakımından oldukça başarılı bir yapım olduğunu düşünüyorum. Ana akım müzik türleriyle örülü radyo ve tv kanallarının biraz daha fazla iligi gösterebileceği bir iş. Bunun yanında yorumculuk ve beste kalitesi bakımından kendi çizgisinde devam ediyor.

Belirli tarzlar içerisinde tanınırlık sorunu yaşamasa da bu albümle birlikte adından biraz daha fazla söz ettireceğini düşünmeden edemedim.

Albümü keyifle açan ‘New Love’, pop jazz lezzetinde bir şarkı olan ‘Lost Child’ ardından ‘Lightly’, favorilerimden biri olan ‘Hurt Me’ ve ‘Wait Up For Me’ öne çıkan parçalar diyebilirim.

‘Amos Lee’nin içtenlikli şarkı yapıları ve tınıları bu albümün de üstesinden gelmiş.

Diğer tüm albümleri dahil sıklıkla açıp dinlenilesi isimlerden biri ‘Amos Lee’ ve yeni albüm ‘Spirit’i de bu önerinin bir yerlerine yerleştirmekte fayda görüyorum.

İyi dinlemeler.