Amazon’un eko-feminist kadınları tarihlerini, kültürlerini ve doğayı korumak için büyük petrol şirketlerine karşı direniyor.

A Woman’s Place’in ikinci bölümünde, Kassidy Brown ve Allison Rapson Ekvator’a seyahat ettiler ve Amazon’un yağmur ormanlarının derinliklerinde cesaretle ilerlediler.

Orada, yerli halkın sorunları ve kadın haklarının kesiştiği birçok meseleyle karşılaştılar. Yerel araziler üzerindeki kurumsal sömürü, kendi kültür ve günlük yaşamlarının önemli yönleri için doğal kaynaklara güvenen kadınları doğrudan etkiliyordu.

Brown ve Rapson’ın Nina Gualinga’yı aramasının bir nedeni buydu. Gualinga, Ekvador Kichwa kabilesinin bir üyesi ve uluslararası arenada halkının hakları için mücadele eden bir aktivist olarak tanınıyor.

Projeleri hakkında konuşan Rapson, “Her bölümde, feminizmi farklı bir açıdan ve farklı şekilde ifade ederek ele almaya çalıştık”, diyor.

Brown ve Rapson için Gualinga, çevrecilikle feminist teoriyi birleştiren eko-feminizmin gücünü temsil ediyor.

“Birçok şey tarafından sıkışmıştık, ama gerçekte sadece onun toprak ana ile ilişkisini anlıyorduk. Bu çok kişisel bir ilişki ve gezegen için, kendileri için, korunmaya ihtiyacı olan gerçekten  güçlü bir kadın için savaşmaları gibi… ”.

2015-refinery29-bridge

Projenin söz konusu bölümü,  petrol şirketleri fosil yakıtları için onların topraklarını istismar etmeye başladıktan sonra, Kichwa halkının protestosunu, hükümete karşı açtığı davayı, petrol şirketlerini Kichwa topraklarının dışına çıkmaya zorlamak için Amerikan İnsan Hakları Ulusal Mahkemesini ikna etmelerini ve onların hakkından nasıl geldiklerini anlatır.

Kichwa kadınları büyük petrol şirketlerine rağmen ayağa kalktı ve kazandı ancak onlar hala uyanık olmak zorunda. Guanlinga ve diğer Ekvatorlu kadınlar bu bölümde röportajlarıyla yer alıyor ve onların topraklarını tehdit eden kapitalist sistemi aynı zamanda modern patriarkal düşüncenin de bir elementi.

Burada Brown’ın sözlerine kulak vermek gerekiyor;

“Fazlasıyla maskülen bir yaklaşımla hareket eden büyük petrol şirketleri kapitalizmin bir türü. Erkekliğin saldırgan, toplumun liderlerini dinlemeyen ve insanların ne istediğini duymayan en kötü formu.”

Rapson da bu fikre şöyle katkı sunuyor;

“Tüm insanlar hem maskülen hem de feminen özelliklere sahiptir. Bu düşünce,  tüm erkekler kötü ya da maskülen olan her şey de kötüdür anlamına gelmiyor. Bizim modası geçmiş ve köhne bir sistemin kalıntıları ile yaşadığımız anlamına geliyor.”

Gualinga, yerli kadınların karşılaştığı bir diğer klişeninse onların ilkel olduğu düşüncesi olduğunu ifade ediyor.

Nina_Gualinga_protest

Bu yüzden Brown ve Rapson’ı kendi köyü Sarayaku’ya götürdü. Gualinga onlara, Kichwa insanlarının modern teknolojiyle eski gelenekleri nasıl birleştirdiklerini gösterdi.

Geleneksel çay ve güzellik ürünleri gibi şeyler hala elle yapılırken. -Rapson onların bile teknoloji merkezi var diye açıklıyor- köyde elektrik için güneş panelleri kullanıyordu.

Brown “Nina ile ormanda dolaşmak inanılmaz. O çiçeği koparıyor ve çiçekten çıkan yağın cildinizi nasıl temizleyeceğini söylüyordu. Daha sonra yeşillikler arasından tahmin edemeyeceğim başka bir şeyi kopardı ve dedi ki ‘Bu saçların için harika, onları daha uzun ve güçlü yapacak’” derken farklı bir heyecanı ve durumu dile getiriyor.

Bu durum, Kichwa için topraklarının korunmasını daha da önemli hale getiriyor.

“Birisi senin kasabana geliyor ve şunun gibi bir şey söylüyor, ‘Senin bakkalını, bankanı, güzellik salonunu yok edeceğim. Tam anlamıyla hayatının her yönünü alacağım –günlük yaşantınıza ait her şeyi dâhil ederek- ve ne varsa elde edeceğim.”

Rapson, empati kurulması beklentisiyle size bunları söyleyen birilerinin olduğunu düşünün, diyor.

Gualinga ve onun izindeki kabile üyelerinin çevrenin korunması hakkında konuşmalarında bir araziden fazlası var. Onlar tarihlerini, geleneklerini ve kültürlerini koruyor.

Cesur Kadınlar Dünyayı Değiştirmeye Devam Ediyor