Yaprak Öz, İstanbul, Eylül 2017

Dora Maar’la yıllar önce, 1996 yapımı Surviving Picasso/ Picasso ile Yaşamak filminde tanıştım. Film, Picasso’nun Françoise Gilot ile ilişkisini anlatıyor, Julianne Moore tarafından canlandırılan “eski sevgili” Dora Maar, aşk acısıyla çılgına dönmüş bir kadın olarak resmediliyordu. Bir süre önce tesadüfen gördüğüm ve çok etkilendiğim bazı fotoğrafların Dora Maar’a ait olduğunu öğrenince, aklıma yeniden düşen yetenekli ama yaşadığı aşkın altında ezilmiş Maar’ın hatırlanmaya layık, büyük bir sanatçı olduğunu düşünerek, hakkında yazmaya karar verdim.

1907 doğumlu, Hırvat asıllı Maar, fotoğrafçılık okuduktan sonra, 1930’ların Paris’inde sürrealist hareket içinde dikkat çekmeye başladı. Paris avangart çevrelerine girmesinin ardından, Jean Cocteau ve Man Ray için modellik yaptı, Andre Breton kendi galerisine onun onuruna “Gradiva” adını verdi, Georges Bataille güzelliğinin büyüsüne kapıldı, Père Ubu adlı fotoğrafı, Londra’daki Uluslararası Sürrealizm Sergisi’nin simgesi haline geldi. Picasso hayatına tüm despotluğuyla girmeden önce, Maar sürrealizmin yükselen bir yıldızıydı.

Yalnızca tutkulu ilişkileri dolayısıyla değil, sanatsal amaçlarla da buluşan Maar ve Picasso, aslında bir aşk üçgeni içinde yol alıyordu. Picasso, onun pek çok Kübik portresini yaparken ( Ağlayan Kadın, Dora Maar’ın Portresi, Dora Maar ve Kedi vs.), Maar da Picasso’nun Guernica eserinin yaratım süreci boyunca yardımcılığını yapmış ve Guernica’nın ortaya çıkış anlarını fotoğraflayarak resim tarihine belgesel bir katkıda bulunmuştu. Ancak tüm bunlar olup biterken, kendisi de başarısının zirvesindeyken, Picasso’yla ilişkisindeki iniş çıkışlar ve Picasso’nun hayatındaki kadınlara karşı zalim davranışlarından nasibini en çok alanlardan biri olarak hayatını sürdürmeye çalışmasından dolayı sanatsal doyuma ulaşamayan Maar, umutsuzluk ve kendinden şüphe gibi duyguların esiri olmuş, zamanla da Picasso’nun ününün gölgesinde kalmıştı.

Picasso, onunla ilişkiye girdikten sonra kendisinden bir kız çocuğu doğuran sevgilisi Marie-Thérèse Walter’la beraberliğine devam etmiş, çoğu zaman gecelerini Marie-Thérèse’le, gündüzlerini de “biricik esin perim” dediği Maar ile geçirir olmuştu. Bu ilişki üçgeninde yıprandığı muhtemel Maar, Picasso’nun ikna etmesiyle fotoğrafçılıktan uzaklaşmış, resim yapmaya yönelmiş ama sevdiği adamın müthiş ününün gölgesinde kendi resimleri dikkat çekmez olmuş ve yalnızca “Picasso’nun portrelerini yaptığı sevgili” olarak anılmaya başlanmıştı. 1997’deki ölümünün ardından, sonradan değeri anlaşılan pek çok sanatçı arasına giren Maar, sanat tarihçilerinin fotoğraflarını gün yüzüne çıkarmasının ardından tekrar hatırlanmıştır.

Hayatındaki kadınları bencilce yönettiğini ve onları yüksek egosuyla bastırdığını düşündüğüm Picasso’nun, Maar’la ilgili söylediği sözler de bu düşüncemin bir kanıtı sanırım: “Onu asla ağlamaktan başka bir şey yaparken görmedim, ağlamaktan başka bir şey yaparken hayal edemedim.” Bu sözler, harikulade bir yeteneğe sahip Maar için sarf edilebilecek en acımasız sözler olsa gerek.

Picasso, kendisinden yirmi yaş küçük Françoise Gilot’la ilişkiye girince Maar’ın pabucunu dama atar. Picasso’dan ayrıldıktan sonra uzun yıllar toparlanamayan ve büyük bir depresyona giren Maar, bir sanatoryumda kalmak da dahil pek çok tedavi süreci yaşar, deliliğin kenarından uzun zaman sonra döner, yaşamının kalanını fotoğraf çekerek, resim yaparak ve şiir yazarak inzivada geçirir. Eserlerine baktığımda, Picasso’nun hakkında tek hatırladığı şeyin “sürekli ağlayan bir kadın” olduğu Dora Maar’ın, gözyaşlarından daha fazlası olduğunu görebiliyorum ve bu harika sanatçının karşısında saygıyla eğiliyorum.