Umudun acı verdiğini ve umut etmekten vazgeçmemizi söyleyenlere kulaklarınızı kapatın. Çünkü umut etmek aynı zamanda hayal kurmak ve hedef belirlemek demektir. Ve belirlenen hedefe ulaşmaya çalışırken de yine en büyük destekçimiz umut olur.

Geleceksiz ve hayalsiz insanların, toplumların var olması kimin işine gelir? Bu sorunun cevabı “umudum” kimi neden rahatsız ettiğinin de açıklaması olur herhalde. O yüzden sadece yeni bir yıla değil, yeni bir güne başlarken de umut etmekten vazgeçmeden hayal kurmaya devam etmekte fayda var.

Sanat üretimleri de ruhumuzu bu konuda destekler. En acı verici olanında bile varoluş adına, üretim adına bir umut vardı. Bugün sinemanın hayal perdesinde elimizden umutla tutan 5 film seçtik…

1 – Sparkle

Yönetmenliğini Neil Hunter ve Tom Hunsinger yaptığı filmde Anthony Head, Bob Hoskins, Stockard Channing, Shaun Evans ve John Shrapnel gibi isimler rol aldı.

Sparkle Filmi modern zamanda yaşanan komik olaylar, aşk, umut ve son zamanların insan ilişkilerini harmanlayıp önümüze sunuyor. Yönetmen koltuğunda Neil Hunter oturmakta, senaryosunuda yine kendi üstlenmektedir. Londra’daki hareketli yaşamı ve göz kamaştıran güzelliğini izleyiciye sunuyor…

2 – Looking For Eric

Yönetmenliğini Ken Loach’un yaptığı Looking For Eric, 2009 Cannes Film Festivali’nde 18 Mayıs’ta yarışma filmi olarak gala gösterimi yapılmıştı.

Bir futbol fanatiği olan Eric postacıdır. Orta yaş krizi geçiriyor ve hayatı da her geçen gün daha kötü gidiyordur. Fakat bir gün oğlunun bir hapını içmesiyle efsane Eric Cantona sanrısına kavuşur. Cantona artın onun hayat koçudur.

3 – The Shipping News

Lasse Hallström’ün yönetmenliğini yaptığı filmin oyuncu kadrosunda Kevin Spacey, Julianne Moore ve Judi Dench gibi oyuncular yer almakta.

Filmde New York taşrasında yaşayan, üçüncü sınıf bir gazeteci olan Quoyle, ayrıldığı karısını bir trafik kazasında kaybettikten sonra, ruhsal çöküntü içine girerek memleketi olan New Foundlands’da kızı ve teyzesiyle birlikte mütevazi bir hayata adım atar.

Bu garip balıkçı kasabasında, yerel bir gazete olan The Gammy Bird’de çalışmaya başlayan Quoyle, Wavey adlı bir kadına aşık olur ve yaşamı tümden değişir.

4 – Salmon Fishing in the Yemen

Lasse Hallström’ün bir başka filmi olan ve 70. Altın Küre Adayları arasında yer alan Salmon Fishing in the Yemen’de Ewan McGregor, Emily Blunt ve Amr Waked gibi isimler rol aldı.

Filmde balık tutma takıntısı olan bir Arap şeyhi su ürünleri konusunda uzman bilim adamı Fred’den İngiliz somon balığını Yemen’in derelerine taşımasını ister. Oldukça endişelenen ve bu konuda şüpheleri olan Fred Arap tarafından ikna edilir. Arap ona balık tutmanın kendisini Tanrı’ya yaklaştırdığını söyler. Ayrıca Fred Şeyh’in güzel yasal temsilcisi Harriet’tan hoşlanmaya başlamıştır. Bu proje üzerinde çalışmaya başlayan Fred İngiliz başbakanının halkla ilişkiler uzmanı Bridget Maxwell’in dikkatini çeker. Maxwell Orta Doğu ile ilgili olumlu bir hikaye peşindedir.

Tüm bu karakterler imkansızın da olabileceğini kanıtlamak için komik bir balık ve inanç yolculuğuna çıkarlar.

5 –The Day I Became a Woman

Marzieh Makhmalbaf’ın 2000 yılında çekilen filminde, İran’da kadın olmanın nasıl farklı algılara sahip olduğunu üç farklı hikaye kurarak anlatılır.

Filmde Havva sıradan bir hayat süren küçük bir kızdır. Dokuzuncu doğum gününü kutlayacağı gün çok heyecanlı ve mutludur. Ancak tam da o gün hayatı hiç tahmin etmeyeceği şekilde değişmeye başlar. Annesi ona, artık bir kadın olduğunu ve sokakta erkeklerle oynamasının artık doğru olmadığını söyler. Diğer taraftan, genç bir kadın, kocasının karşı çıkmasına rağmen bir bisiklet yarışına katılmaya karar verir, ve onu engellemeye çalışan pek çok kişiye karşı verdiği mücadele, bir özgürlük mücadelesine dönüşür. Son olarak, eline bir miktar para geçen, ve artık istediği her şeyi yapmakta özgür olan yaşlı bir kadının seçimleri ve hikayesi anlatılmaktadır.

Bonus – La vita è bella

Hayat Güzeldir, orjinal adıyla La vita è bella 1997 İtalya yapımı Roberto Benigni’nin unutulmaz filmi. Gösterime girdiği dönem büyük ses getiren film Akademi’nin de büyük ilgisine nail olup, En İyi Yabancı Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik olmak üzere üç dalda Oscar ödülü kazanmıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nın birkaç yıl öncesini anlatarak başlayan filmde başkahramanımız hayat dolu Guido’nun güzeller güzeli öğretmen Dora’ya vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında savaş patlak verir. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğluna esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.